1 Karar : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BURSA 2. CEZA DAİRESİ BOZMA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BURSA 2. CEZA DAİRESİ örnek verilmiştir.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Bursa 2. Ceza Dairesi
Esas Yıl/No: 2018/2179
Karar Yıl/No: 2020/73
Karar tarihi: 16.01.2020
İSTİNAF KARARI
İSTİNAF KARARI
Yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı sanıklar hakkında, İlk Derece Mahkemesince verilen karar ile dosya içeriğine göre CMK’nın 280/1-e madde, fıkra ve bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilmiş olmakla, dairemizce yapılan yargılama sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
YARGILAMAYA KONU İDDİA:
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 07/04/2017 tarih ve 2017/1382 esas sayılı iddianamesi ile sanıkların Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunu işledikleri iddiası ile Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne kamu davası açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABULÜ VE UYGULAMASI;
Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/510 Esas sayılı yargılama dosyası üzerinden yapılan yargılama sonunda sanıkların da aralarında bulunduğu tüm sanıklar hakkında:
“Yapılan yargılama sonunda; her ne kadar sanıklar savunmalarında atılı suçu kabul etmemişler ve dinlenen tanıklar Eyüp Karatepe ile Rüzgar kod adlı beyanlarının soyut, dayanaktan yoksun beyanlar olduğu yönünde ifadelerde bulunmuş iseler de, hazırlık aşamasında ve mahkememizce ayrıntılı olarak dinlenen Rüzgar kod adlı gizli tanık ile tanık Eyüp Karatepe’nin beyanlarının birbirleri ile örtüştüğü, aynı sanıklar ile ilgili olarak her iki tanığın da beyanlarında aynı ifadeleri kullandıkları, yine Ali Osman Erdoğan, Katip Gedik, Sevim Dikici hazırlık aşamasında vermiş oldukları ifadelerin de bu tanıkların beyanları ile örtüştüğü gibi tanıkların diğer sanıklar haklarında verdikleri beyanlar ile de örtüştüğü, örgüt içerisinde olmayan, sanıkları tanımayan bir kişinin örgüt yapılanması içerisindeki kişileri bu kadar ayrıntılı olarak bilmesinin hayatın olağan akışına uymadığı da gözetildiğinde tanıklar Eyüp Karatepe ile Rüzgar kod adlı gizli tanığın beyanlarının doğruluğu hususunda mahkememizde tam bir vicdani kanaat hasıl olmuş, sanıkların cezadan kurtulmaya yönelik, tanıkların beyanlarını inkara dayalı bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Sanıklar Sevgi Açıkgöz, Sevim Sönmez, Nil….a, Sa….n ve Yılmaz Şahin’in Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan eyleminlerine uyan TCK’nın 314/2 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, suç konusunun önem ve değeri, sanık Sev……ün örgüt içinde bayan evlerin sorumlusu olması, sanık Sevim Sönmez’in örgütte bölge ablası olması, sanık Yılmaz Şahin’in örgütün mütevveli grubunda yer alması, sanık Nilgün Kula’nın örgütte sohbet hocası olması ve bayanlardan sorumlu olması, sanık Salih İnan’ın örgütle bağlantılı sendika temsilcisi olması şeklindeki hiyerarşik konumları ile eylemlerinin yoğunluğu gözetilerek takdiren ve teşdiden alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini cihetine gidilmiş, diğer sanıklar Fa….z, Yus…..n, İrf…..n’ın Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan eyleminlerine uyan TCK’nın 314/2 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, suç konusunun önem ve değeri gözetilerek alt sınırdan ceza tayini cihedine gidilmiş, sanıklara verilen cezadan aynı zamanda örgütün silahlı terör örgütü olması nedeniyle 3713 sayılı yasanın
5. Maddesi gereğince yarı oranında arttırım yapılmış olup, sanıkların fiilden sonraki ve yargılama sırasındaki tutum ve davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak verilen cezalardan TCK 62. maddesi gereğince takdiri indirim uygulanarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.” gerekçeleri ile sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir.
İSTİNAF İNCELEME AŞAMASI:
Dairemizce yapılan inceleme neticesinde; dosya kapsamı, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve belgeler ile istinaf dilekçe içeriklerine göre karar tesisi bakımından duruşma açılmasına ve davanın yeniden görülmesine karar verilerek yargılama yapılmıştır.
SAVUNMA :
Sanık NİLGÜN KULA ilk derece mahkemesindeki savunmasında: “Ben, Silahlı Terör Örgütü üyelerinin kendi aralarında iletişim amaçlı kullandıkları Bylock isimli şifreli mesajlaşma ve iletişim programını kullandığına dair, suçlamalar arasında bu var, sonra Bank Asya, aktif kullandığıma dair, talimatla örtüşen biçimde hesap açtığım, hurda alım satımı yaptığıma dair, bir de Eyüp Karatepe’nin beyanları ile işte tüm bu hususlarla birlikte değerlendirildiğinde diyor, ben bunlarla suçlanıyorum. Eyüp Karatepe benim hakkımda iade veriyor. Bylock’a dair, ilk olarak onu açıklamak istiyorum, Bylock’a dair 6-7 tane doküman geldi, ben kesinlikle Bylock kullanmadım, benim evet cep telefonum akıllı telefondu fakat akıllı telefon olmasına rağmen Avea kullanıyordum, Avea GSM şirketiyle şeyim vardı, fakat araştırdığınızda öğrenebilirsiniz ki kesinlikle ve kesinlikle ben o dönemde ne internet bağlantım vardı ne birşeyim vardı ve 6-7 kez Bylock olmadığına dair yazı gelmesine rağmen, ekte de eklemiştik, benim halen daha Bylock’dan, Bylock bulundurduğuma dair suçlama yapılıyor benim hakkımda. Hatta eşim tutuklandı Bylock gerekçesiyle, 1 numaradan bize Bylock gibi gözüküyor, eşim tutuklandıktan 10 gün sonra beni Savcı bey tekrar gözaltına alıyor, ikinci kez gözaltına alınıyorum, ikinci gözaltında aslında ayın 19’unda gözaltına alındım, 20 günü akşamı çıkarıldım, 20. gün Bylock listeleri geliyor, benim Bylock’da ismim olmamasına rağmen ben sorguya katılıyorum ve çocuklarımın gözünün önünde bayılarak beni götürüyorlar, Savcı buna rağmen, ben kesinlikle bende yok dememe rağmen Bylock’da, halen daha, benim Bylock’um olduğuna dair suçlamada bulunuluyor ve 6-7 kez Bylock raporları gelmiştir, elinizde de var, kesinlikle ne eşim adına ne benim adına bulunamadığına dair, benden hala bundan sorgulanıyorum, bunu size ifade edeyim demek istedim. Mesela benim varsa eğer, şöyle de düşünebiliriz, Bylock var bende, şifrem ne, kiminle görüştüm, ne yaptım ve diyorum ki ne yapmam lazım bu konuda bana, size sunuyorum yani ne yapabilirim ben, olmadığına dair, ispata dair ne yapabilirim, 6-7 kez rapor gelmiş, kesinlikle yok diyor, ben ifade ediyorum kesinlikle yok, hiç kimse benim hakkımda “bunda Bylock vardır” diye bir ifadede bulunmuyor, kimle görüştüm o zaten yok, şifrem yok, internetimin olmadığını söylüyorum halen bende Bylock olduğu iddia ediliyor ve ben bunu kesinlikle kabul etmiyorum, kesinlikle. Bende kesinlikle Bylock yok ve elinizde benim bütün telefonlarım, işte bilgisayarlarımız halen elinizde, araştırıladabilir, kesinlikle yok olduğunu söylüyorum, buna dair bir şey size sunuyorum yani ben kesinlikle olmadığını söylüyorum. Şimdi ikincisi Bank Asya hesabım, evet ben öğretmenken ilk evlendiğim yıllarda İhlas Finans’da param vardı, faizsiz kazanç diye yatırdım, inancımdan dolayı yatırdım, yoksa başka yere de yatırabilirdim, aynı zamanda matematik öğretmeniyim, faizin ne olduğunu da biliyorum, hesaplamalarını da, anlatıyoruz biz bunları sınıflarda, ben bunu yapabilirdim, ben inancım gereği İhlas Finans’a yatırdım bekarken ve İhlas Finans’dan da battık. Evlendikten sonra da eşim bana jest yaptı, dedi ki “Bank Asya’ya para yatıralım”, faizsiz kazanç yine inancımızdan dolayı “senin üzerine yapalım” dedi, “tamam” dedim, 2002 – 2003 yılları olması lazım Balıkesir’de hesap açtırdık biz, İhlas Finans’da da devam edebilirdim ama battığından dolayı o dönemde biz devam etmedik ve devlet güvencesi altında olduğu için ben batmasına rağmen bu parayı aldım. Eşim benim üzerime, jest yapıp benim üzerime yatırıldı, doğru, ama mali işlerin hepsinden eşim sorumludur, üzerimizde mesela döviz alım satımı yaptığı, hesap açtırıldığına dair birşeyler var yani ifadelerde buna dair, eşim aynı gün hesabı döviz hesabına çevirmiş, ben bilmiyorum, banka ile ilgili, mali işlerin kontrolü eşimdeydi, ben hiç bir
konuda, hesap benim üzerimedir doğrudur ama bunlarla eşim ilgilenirdi doğrudur, zaten eşim 07/01/2017 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesinde alınan ifadesinde “benim eşim adına kullanmış olduğum Bank Asya hesabım 2002 yılından beri vardır, 2002 yılından 2015 yılına kadar düzenli bir şekilde iki öğretmen maaşıydı, maaşımızdan arta kalan kısmı faizsiz olarak, faizsiz bankacılık yaptığı için yatırmışımdır” diye beyan etmektedir, hesaplara bakarsanız yeni hesap açılmış gibi görünüyor, aslında eşime sorduğunda eşim diyor ki “aynı gün içerisinde bütün paraları topladım ve dövize yatırdım, döviz hesabına çevirdim” şeklinde ifade veriyor, eşime bir de hurda ile ilgili, hurda alım satımı yaptığımıza dair o dönemde, altın hurda alım satımı, bizim apartmanımıza, bunu da sorabilirsiniz, araştıradabilirsiniz, hırsız girmişti iki kez, bizim evimiz en üst katta, en üst kat dublex, çatıdan girilebiliyor, karşılıklı iki daireyiz, karşılıklı dairedeki arkadaşlar da karı-koca çalışıyor biz de karı-koca, eşim o dönemde “altınlarımızı bozduralım, evde bir bileziğimiz vardı 90 gram, hurda nasılsa, onu oraya yatırdı, bu şekilde yani, bir de biz buraya yatırmamızın tek gayesi vardı faizsiz kazanç diye yatırdık, tekrar tekrar vurgulamak istiyorum, eğer ben bu amaçla yatırmış olsaydım zaten iki maaş alan gariban bir öğretmenim ben, Bank Asya’yı ben mi kurtarabileceğim, o şekilde de bakılabilir, aynı dönemde eşimin, incelerseniz eğer, o dönemde BDDK’ya nakledildiği dönemde de eşim para yatırmaya devam etmiştir bu bankaya, mali işlerde, açık ve seçik ben bu konuda çok bilgi sahibi değilim, eşime aittir, benim üzerimeydi doğru, ama eşim banka hesapları ile, mali işlerle eşim ilgilenirdi, ben bankada ne kadar paramız olduğunu dahil bilmem, maaşımı dahil eşim çekerdi, ben o işlerle ilgilenmezdim. Gelelim Eyüp Karatepe’nin ifadelerine, “Nilgün Kula’yı öğretmen olarak, bayan grubundan sorumlu cemaat üyesi olarak biliyorum, bayanların işlerini bilmediğimiz için ne yaptıklarını bilmiyoruz, ama bayanlardan bu kişinin sorumlu olduğunu biliyorum…” devam etmiş bu şekilde, hem kendisi diyor ki, bu şahsı ben hiç tanımıyorum, bir kere dahil konuşmuşluğum kesinlikle yoktur, bu kişi zaten 16 yıl dershanelerde falan çalışmış, benim dershaneyle hiçbir bağlantım yoktu, Milli Eğitim’de göreve başladım, bu şahsı ben bir kere bile tanışmadım yani, bir kere konuşmuşluğum yok bu şahısla, hem bayan grubundan sorumlu olduğumu söylüyor hem de aynı zamanda bayanların işini bilmediğini söylüyor, bu bir çelişki değil mi, madem biliyor, benim sorumlu olduğumu biliyor, nasıl oluyor da hem bayanların işlerini bilmediğini söylüyor. Bunun dışında bu Eyüp Karatepe’nin beyanı haricinde benim bayanlardan sorumlu olduğuma dair hiçbir kişi bir ifadede bulunmuş mu, ve bu şahıs, aynı zamanda avukat beyin de belirtiği gibi 4. celsede demiştir ki “benim bildiklerimin hepsi duyumdan ibarettir” ve 2010 yılından sonrasını bilmediğini beyan etmiştir, 2010’dan sonradan bahsediyor, benim bayanlardan sorumlu olduğumu söylüyor. Bunların çelişki olduğunu düşünüyorum. Ve devam ediyorum, hiçbir zaman kesinlikle böyle bir gruba karşı her hangi bir sorumluluğum, bağlantım olmamıştır. Gerçeklikten uzak, söylemden başka hiçbir dayanağı olmayan bu iddiayı kesinlikle kabul etmiyorum. Ve devam ediyorum, diyorum ki ben diyelim ki sorumluyum, onun dediği gibi olsun, ben memuriyet hayatım boyunca, 19 yıllık memuriyet hayatım vardı, memuriyet hayatım boyunca Türk Eğitim Sen dışında hiçbir sendikaya üye olmadım, halbuki Aktif Sen’e, ben sorumluysam eğer, Aktif Sen’e benim üye olmam lazımdı, ya da bizim, araştırmalarımıza işte ne bileyim televizyonda duyumlarımız, medyadan takip ettiklerimize göre baktığınız zaman, sorumlu olan kişilerin ya da sohbet yapan kişilerin bulunan ortamda, hele Milli Eğitim gibi bir kurumda çalışıyorsa, mutlaka çalışanları üye yapması lazımdı ya da üye olmasına dair telkinde bulunması gerekiyordu, halbuki ben hem sorumlu olacağım, hem sohbet yapacağım, hemde Aktif Sen’e üye olmayacağım, bu bir tezat değil mi, ben memuriyet hayatım boyunca Türk Eğitim Sen dışında hiçbir sendikaya giriş çıkış yapmamışımdır, ondan dolayı kesinlikle bunu da kabul etmiyorum. Bir de benim iddianamede de geçiyor, sohbet yaptığıma dair, peki ben soruyorum, kurulunuza sunuyorum, ben sohbet yapmadım, vallahi yapmadım, billahi yapmadım, gelsin karşıma dikilsin, desin ki “evet, sen sohbet yaptın”, desin, “sen sorumlusun” desin benim karşıma çıkıp, yani benimle birlikte mi gitmiş bu şahıs, hayır, benimle gitmemiş, bu kadar kolay mı olmalı insanları harcamak, bu kadar basit mi olmalı, 16 yıl boyunca bu kurumun içerisinde olduğunu söylüyor kendisi, “ben” diyor “burada, yurdunda kaldım, evinde kaldım, işte dershanesinde çalıştım, sohbetini yaptım” diyor, ben yurdunda kalmadım, ispatlayabilirsiniz, evinde kalmadım, hiçbir kurumunda çalışmadım. Efendim, insanları harcamak bu kadar olmamalı diye düşünüyorum ben. Benim, bu şahıs kendisi, kendini aklamak için iftirada bulunuyor efendim, bizim hayatımız kaydı, memuriyet hayatından bahsetmiyorum, çoluğumun-çocuğumun geleceği kaydı, kalkıyor bana iftirada bulunuyor, bunun karşılığında ben kişi hakkında bir şey söyleyemeyecek miyim efendim, kendisi kendi yaptıklarının aynısını aynada görür gibi bizim
üzerimize atmış oluyor, kesinlikle bunların hiçbirini kabul etmiyorum, böyle olsaydı ben matematik öğretmeniyim, ben bu kurumun içerisinde olsaydım eğer, bu yapının içerisinde olsaydım Urfa’da göreve başlamazdım efendim, matematik öğretmeniyim, gelirdim, ben Balıkesir’liyim, Balıkesir’de dershanede başlardım, herkesin dershaneye gittiği dönemde ben Zağnos Dershanesine gitmedim. en sadece şunu söylemek istiyorum. Kesinlikle beraatımı istiyorum. Ben yanlış bir şey yapmadım, terör örgütüne üyeliği asla kabul etmiyorum, özellikle bunu asla ve kat’a kabul etmiyorum hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Ben suçsuzum, beraatımı talep ediyorum, bu kadar” şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık SALİH İNAN ilk derece mahkemesindeki savunmasında: “Ben yazılı olarak savunma hazırladım, o savunmamı vermek istiyorum, Ben Burhaniye Devlet Hastanesinde sağlık memuru iken ihraç edildim” şeklinde beyanda bulunmuş, sanık tarafından mahkememize yazılı savunma dilekçesi ibraz edilmiş, sanığın soruşturma aşamasında alınan ifadesinde özetle, suçlamayı kabul etmediği görülmüştür.
Sanık İRFAN ÖZARKON ilk derece mahkemesindeki savunmasında: “Ben 10 yıldır Balıkesir Ünversitesinde Özel Güvenlik Görevlisi olarak çalıştım. Bu soruşturmadan dolayı görevime son verdiler. Bunun üzerine ben SGK’ya gittim Balıkesir Üniversitesinin fetöyle ne alakası var diye sordum onlarda üniversitenin güvenlik işini ihale ile şirketlere verdiğini ve o şirketin KHK ile kapatıldığını söylediler. Bunu ben bilemezdim, kaldı ki 3-5 şirket değişti, ben daha önce işe girdim. Son kapatılan şirkette işe girmedim. Maaşı garanti bankasından alıyorduk, çünkü üniversite bu bankayla çalışıyordu. Ben evde yokken polisler gelmişler, evde yoktum, annem haber verdi ve sonradan İzmir’den geldim ve 1997’den beri kullandığım telefonu polislere teslim ettim. Aynı hattı kullanıyordum. Sanık Ahmet canbaz ne şekilde bylock kullanıcısı olduğumu söyedi bilemiyorum, varsa telefonumda çıkar ancak ben Bylock kullanmadım. BESİAD üyesi olduğum iddia edilmiştir, zannedersem 2008 yılıydı, Ak parti gençlik kolları başkanıydım hatta işsizdim, Taşkın Bayrak dernek kuracaklarından bahsetti. Ben esnaf olmadığını, işimin de olmadığını söyledim, o da önemli değil, imza atman yetiyor diye yardımcı olayım diye imza attım, hiç bir dernek faaliyetine katılmadım. Kapatıldığını da sonradan öğrendim. Eyüp Karatepe anne tarafından hemşerim olur, tanışıyordum. Zaman zaman belediyenin salonundaki toplantılara katıldım ancak ben dini içerikli organizasyonlara ayrım yapmaksızın iştirak etmeye çalışıyordum. Örneği okuyucu denilen grupla Barla’ya ziyarete gitmiştim. Fetö örgütüne ve cemaatine bir ayriyetim yoktur. Evimde örgütle ilgili doküman denilen şey yeni bahar dergisine ait poşettir. Birisi hediyemi getirdi eve ne şekilde girdi bilmiyorum. (Esas hakkındaki yazılı savunmasında) Hakkımda yapılan Bylock suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum, bu konuda en ufak kayıt ve belge yoktur, Ahmet Canbaz’ın mesnetsiz bir şekilde attığı bu iftira kesinlikle delil olarak kabul edilemez ve suç olarak nitelenemez, Gizli Tanık Rüzgar ve Eyüp Karatepe isimli şahısların hakkımda beyan ettikleri ortak söylem, etkisiz, önemsiz, habersiz, şeklindedir, buradan örgüt üyesi suçlaması kesinlikle çıkarılamaz. BESİAD İş Adamları Derneğine üye olmamın sebebi ise Burhaniye için Müslümanların hayırlı işler yapacağına safiyen inandığım içindir, maddi durumum iyi olmayan bir özel güvenlik görevlisinin böyle bir dernekte olmasının başka bir sebebi yoktur, Burhaniye’nin yerlisi olmam ve burada yapılan hayır faaliyetlerinin hepsine katılmak istemem, şucu-bucu demeden hepsini desteklemem bu sebepledir. Ak Parti kuruculuğu ve İl Gençlik Kolları Başkanı olmam da bu zaviyeden değerlendirilebilir. Adı geçen malum derneğin hiçbir toplantısına ve etkinliğine katılmışlığım yoktur. Üzerimde Bank Asya, mütevelli suçlaması olmamasına rağmen üyelikle yargılanmayı ve suç isnat edilmesini kabul etmiyorum. Silahlı Terör Örgütü Üyeliği suçlamasını da kabul etmiyorum. Sözlerime son verirken mahkemenizin adil ve en doğru kararı vereceğine yürekten inanıyor, ülkem için güzel günlerin en kısa zamanda gelmesini yüce Rabbimden niyaz ediyorum” şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık YUSUF ŞAHAN ilk derece mahkemesindeki savunmasında: “Ayvalık Adliyesinde Mübaşir iken ihraç edildim. Orta okulu Edremit Anadolu İmam Hatip Lisesinde okudum. Okula yakın olduğu için hatta bitişik olduğu için Yusuf Sinan yurdunda kaldım. Sonradan bu yurt kapatıldı. Liseyi Edremit İmam Hatip Lisesinde okutum. Müftülük yurdunda kaldım. 2006 yılında üniversiteyi bitirerek aynı yıl köyüme döndüm. Havran MYO mezunuyum ve arkadaşlarımla aynı evde kaldım. Köyde iş şartları belliydi, tarım işçiliği yaptım. Böyle olunca iş aramak için
Edremit’e geldim. Sürat kargoda daha önce kaldığım yurdun müdürü olan Tuncay Engin’le karşılaştık, kendisine iş aradığımı söyledim. O da telefonumu alarak yardımcı olmaya çalışacağını söyledi. Bir süre sonra telefon açtı. Burhaniye Aydın Yurdundaki Erdem Avcı’nın yanına gitmemi söyledi. Oraya gittim ve orada bu şahıs orada işe başlayabileceğimi öğrencilerle ilgileneceğimi, giriş çıkışlarına bakacağımı söyledi. Böylece 2006 yılı aralık ayında burada çalışmaya başladım. Hatta işin sigortalı olmasını ben istedim. Bir miktar az maaş alarak sigortalı çalıştım. Ancak 2008 yılı mayıs ayında buradan ayrıldım. Bu tarihten sonra benim bu yapıyla hiç bir bağım kalmadı. KPSS’ye hazırlandım. Atanamayınca 2009 yılında Ayvalık belediyesinde yevmiyeli olarak çalıştım. Aynı yıl migrosta işe başladım. 2009 yılı sonlarında Burhaniye Komisyonunda Gardiyanlık, Katiplik ve mübaşirlik sınavlarına girdim. Katiplikte klavyeyi geçemedim, gardiyanlıkta mülakatta elendim, mübaşirliği ise kazandım. Ancak hemen başlatmadıkları için 2009 yılı yada 2010 yılı başlarında postanenin kargo bölümünde çalıştım. 2010 yılı başlarında adliyeden çağırdılar. Bu işlemler haricinde benim bu yapıyla bağım yoktur. Konfederasyon olarak nereye bağlı olduğunu bilmediğim Adalet Sen sendikasına yazılmıştır. Üye olduğum sendikaların bu örgütle ilgisi yoktur. Bank Asya’da hesabım yoktur. Gazete yada dergi aboneliğim yoktur. Evde yapılan aramada doküman diye bahsedilen şey bir adet dua kitabıdır. Onda da yazarının asıl adı başkaymış ve Fetö’yle bağlantılıymış diye almışlar, bunu sonradan yaptığım araştırmadan öğrendim. Kitap ne şekilde elimize geçti onu da bilmiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi istiyorum” şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık YUSUF ŞAHAN müdafiiAv. BEHLÜL EFE YILDIZ’ın ilk derece mahkemesinde yaptığı savunmada: “Efendim, benim müvekkilimin suçlanması, mütalaaya baktığımızda, çalışma olgusu ve Eyüp Karatepe’nin ifadesi olarak geçiyor. Benim müvekkilimin çalışma olgusunun sonlandığı tarih Mayıs 2008 tarihi, şimdi Mayıs 2008 tarihinde çalışma olgusu sonlandıktan sonra her hangi bir faaliyeti olmuyor. Nitekim aleyhine beyanda bulunduğu iddia edilen birkaç tanık beyanı da geldi, tanık beyanlarında şöyle bir beyanda bulunuyor müvekkilimle ilgili “Adliye’de çalışmaya başladıktan sonra bu yapıyla tüm bağını kesti” yönünde, hani tek tek bunları okuyabilirim, dilekçemde de yazdım ayrıntılı olarak, işte bir tanesi ters düştüğü için bağını koparttığını, diğeri Adliye’ye girdikten sonra hiç bir sohbete katılmadığını, birisi de Adliye’ye girdikten sonra cemaatten ayağını çekenlerden olduğunu söylüyor, bu işe girdiği de resmi kayıtlarda görüleceği üzere Mayıs 2010, yani bu kişilerin beyanlarında dahi müvekkilin 2010’dan sonra hiçbir bağının olmadığı ortada, biz daha önceki ifademizde belgeleri sunduk, benim müvekkilim 2008 yılında buradan ayrıldıktan sonra, kendisinin babası çiftçilikle uğraşmakta, ona yardım etmiş, ayrıca, yeniden sunacağım ben burada tabi ki sigortalılık kayıtlarını, burada da görülecek, Migros A.Ş’de çalışmış, daha sonra yine başka bir şirkette çalıştıktan sonra memuriyete girmiş, hatta Belediye’de sigortasız olarak da çalışmış yevmiye usulü, bu süreç de 2 senelik bir süreç yani 2008’den, 10 sene önce çalıştı diye benim müvekkilim, ki o zamanlarda 21 – 22 yaşında bir kişi, bu kişi 10 sene önce çalıştı diye benim müvekkilim şu anda suçlanıyor. Eyüp Karatepe’nin ifadesi de sadece şudur: “belletmenken Adliye’ye girdiğini biliyorum” noktasındadır, başka bir beyanı yoktur, “şu faaliyette bulunmuştur, şunu yapmıştır, işte derneğe üyedir..” öyle de bir şey yok, tarihler ortada, resmi kayıtlar 2008 – 2010 arası, yine mahkemede geçen celse sunmuştum, bununla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı vermiştir bir – iki tane, aynı kurumda çalıştığı kişiler hakkında, hatta bir tanesinin, gene kurum, başka, onlara ait dershanede çalışmışlığından bahsedilmektedir, buna rağmen bu kişi takipsizlik almıştır, ama benim müvekkilim yargılanmaktadır. Yani burada, başka da Bank Asya’da hesabı yoktur, Bylock yoktur, her hangi bir kaydı yoktur, bir yerde sohbete katılmışlığı yoktur, himmet vermişliği yoktur, her hangi bir başkaca delil yoktur, yalnızca bundan söz edilmektedir. Şimdi şöyle bir durum var açıkçası, siz burada mahkeme olarak Terör Örgütü Propagandası Yapmak suçundan da ceza veriyorsunuz, acaba bunlarda siz değerlendirme yaparken 2008, 2009, 2010, 2011 yıllarında bu örgüte sempati ile açıklamalar yapan, bu örgütü öven insanlar hakkında bir ceza veriyor musunuz? Yani burada şimdi dökmeye kalksak, ben artık onu şey yapmadım ama baktım, bu yapının oluşturduğu Türkçe Olimpiyatlarına bir katılanlara bakarsanız eğer 2011, 2012 yılı dahil olmak üzere, zaten benim müvekkilimin nasıl cezalandırılacağını biz anlayamıyoruz, yani bu kişiler burada rahat rahat geziyorlar, hatta şu anda siyasilerin yanında yer alıyorlar, bu kişiler her hangi bir yargılama görmüyorlar, benim müvekkilim 21-22 yaşındayken 2008 yılında çalıştı-ayrıldı diye şu anda yargılanıyor ve bütün geleceğini, hatta çocuğunun geleceğini etkileyebilecek bir ithamla karşı karşıya kalıyor. Biz bu hususların nazara alınmasını ve müvekkilin beraatına karar
verilmesini talep ediyoruz” şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık SALİH İNAN’ın Dairemizce alınan savunmasında: “Önceki savunmalarımı tekrar ediyorum, savunmalarım aynen geçerlidir” şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık İRFAN ÖZARKON’un Dairemizce alınan savunmasında: “Önceki savunmalarımı tekrar ediyorum, savunmalarım aynen geçerlidir” şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık YUSUF ŞAHAN’ın Dairemizce alınan esas hakkındaki savunmasında; “mütalaya bir diyeceğim yoktur, kabul ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık YUSUF ŞAHAN müdafii Av. BEHLÜL EFE YILDIZ’ın Dairemizde yaptığı esas hakkındaki savunmada; “Mütalaya bir diyeceğimiz yoktur, mütalaa doğrultusunda verilsin” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık SALİH İNAN’ın Dairemizce alınan esas hakkındaki savunmasında; “mütalayı kabul etmiyorum, önceki savunmalarımı tekrar ediyorum, beraatimi istiyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık SALİH İNAN müdafii Av. AYÇA ERDAĞI’nın Dairemizde yaptığı esas hakkındaki savunmada; “savcılık mütalasını kabul etmiyoruz, müvekkilimin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık İRFAN ÖZARKON esas hakkındaki savunmasında; “mütalaya bir diyeceğim yoktur, kabul ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık İRFAN ÖZARKON müdafii Av. YAVUZ SELİM SAYGI’nın Dairemizde yaptığı esas hakkındaki savunmada; “mütalaya katılıyoruz, müvekkilimin beraatini talep ediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık NİLGÜN KULA’nın Dairemizce alınan esas hakkındaki savunmasında; “mütalaya bir diyeceğim yoktur, beraatimi talep ediyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık NİLGÜN KULA Müdafii Av. MÜRÜVET KARABAYIR AKARSU’nun Dairemizde yaptığı esas hakkındaki savunmada; “Mütayaa katılıyoruz, müvekkilimin beraatini talep ediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştur.
İDDİA MAKAMININ ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASI:
“Her ne kadar Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.2019 tarih ve 2017/510 Esas, 2018/328 Karar sayılı kararı ile sanıkların silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu işledikleri kanaatiyle cezalandırılmalarına karar verilmişse de,
Sanıklardan Salih İNAN’ın talimat dönemlerine Bank Asyaya yüksek meblağda para yatırmak şeklinde belirlenen eyleminin üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, belirtilen kararın kaldırılarak sabit olan suçundan eylemine uyan 5237 Sayılı TCK.nun 314/2,220/7, TCK.nun 53,63. Maddeleri gereğince cezalandırılmasına,
Sanıklar Nilgün KULA, İrfan ÖZRKON ve Yusuf ŞAHAN’ ın isnat edilen suçu işlediklerine, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün organik yapısı içine dahil ve üyesi oldukarına dair haklarında ceza tertibini gerektirir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla belirtilen kararın kaldırılarak müsnet suçtan CMK. Nun 223-2.e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur”
dedi.
DELİLLER:
Sanık savunmaları, tanık beyanları, kurum ve kuruluşlardan gelen cevabi yazılar, sanıklara ait adli sicil ve nüfus kayıt örnekleri ile tüm dosya kapsamı.
SUÇUN UNSURLARI-DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE MAHKEMEMİZİN KABULÜ:
HUKUKİ NİTELENDİRME:
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.maddesinde; “(Değişik fıkra: 15/07/2003 – 4928 S.K./20. md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” hükmü yer almaktadır.
Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanunun 1. maddesinde gösterilmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 314. maddesinde; “(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.” şeklinde silahlı örgüt kuran, yöneten ve silahlı örgüt üyeliği suçlarına ilişkin yasal hüküm yer almaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 314. maddesibakımından, bir oluşumun veya yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a-Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır.
b-Bu örgüt, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları “amaç suç” olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır,
c-Bu örgüt silahlı olmalıdır.
Bu tanımlamalar ışığı altında;
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu, silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir. Failin, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetleri silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacaktır. Ancak faile, örgüt
tarafından verilen önemli bir görev veya sorumluluk, tek başına failin örgüt üyesi olduğunu ortaya koyabilecektir. Öte yandan örgüte üye olmak, fiili bir katılma olup örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur, tek taraflı iradeyle bile örgüte katılmak mümkündür.
Örgüte üye olmak; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir.
Silahlı terör örgütünü yönetmek ise, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde örgütün amacına uygun biçimde işleyişini sağlayan, örgüt üyelerine görev veren ve genel stratejiyi belirleyen kimselerdir. Örgüt yöneticisi olmak için örgütün kurucusu olmak gerekmez. Yöneten kavramı içerisine sadece lider girmez. Örgütün bir lideri fakat birden fazla yöneteni olabilir. Yöneteni tespitte örgütün hiyerarşik yapısı, organizasyon şeması ve kişilerin yüklendikleri görevler önemlidir. Fail hiyerarşik olarak örgüt mensuplarının üzerinde bulunuyor, geniş bir coğrafi alanda; iş bölümü yapabiliyor, örgütün üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunuyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda, icrasında, harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol oynayabiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise, yönetici olarak kabul edilmelidir.(Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 2015/7734 esas ve 2017/5200 sayılı kararı)
Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek Suçu;
TCK 314. maddede örgüte yardım suçu özel olarak düzenlenmemiştir. Fakat, 3. fıkra uyarınca suç işleme amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından da aynen uygulanır. Bu nedenle TCK’nın 220/7. maddesinde belirtilen örgüte yardım suçu, 314. maddedeki silahlı örgüte yardım suçu olarak cezalandırılması gereken bir eylem tipini teşkil etmektedir :
TCK md. 220 : (7) “Örgüt içindeki hiyerarşih yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. ”
TCK’nın 220/7. madde ve fıkrasında, örgüte yardım edenin ‘örgüt üyesi olarak’ cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Fakat, aynı cümle içerisinde örgüt üyeliğinin, örgüt içerisinde hiyerarşik yapıya dahil olmayı zorunlu kıldığı belirtilmiştir. Örgüt üyesi, örgütün amaçlan içerisindeki suçları işlemek için sürekli birliktelik iradesiyle örgüt disiplini ve hiyerarşisine katılmaktadır. Buna karşın, sürekli birliktelik ve hiyerarşik yapıya dahil olma iradesi bulunmadığı halde, örgütün kimi faaliyet veya eylemlerine iştirak eden kimse, suça iştirak etmekte olup, özel bir iştirak kuralı olarak düzenlenmiş bulunan ‘örgüte yardım etme’ suçunu işlemesi nedeniyle ceza sorumluluğuna tabi kılınmış, fakat cezalandırma yönünden örgüt üyesi gibi kabul edilmiştir. Bu nedenle, örgüte yardım edenin hukuki sıfatının üyelik olmayıp, yardım eden (suça iştirak) olduğuna dikkat edilmesi ve kanun koyucunun bu ayrımı bilinçli olarak yaptığının gözetilmesi yerinde olacaktır.
Suç örgütüne yardım fiilinin oluşması için, failin örgüt üyeleriyle önceden bir anlaşma yapması veya yapılan planlara dahil olması zorunlu değildir. Ayrıca, yardım fiilinin örgüt üyelerinin tamamına veya üyelerden birine yapılması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat, örgütün amacı ve kolektif faaliyetleri bilinerek ve istenerek yardım edilmesi zorunludur. Buna karşın, örgüt üyelerinin baskı ve tehditleri sonucu yardım etmeye mecbur bırakılan kişilerin suça iştirak iradeleri bulunmadığından, manevi öğesinin yokluğu nedeniyle suçun oluşmadığı düşünülmelidir.
Yardım suçunda ceza, TCK’nın 314/3, 220/7. madde ve fıkraları delaletiyle, 314/2. madde ile hükmedilir. Fail, örgüte yardım fiilinden başka bir suç da işlemişse, bu takdirde örgüt adına suç işleme dolayısıyla ayrıca 220/6. madde ve fıkrası delaletiyle 314/2. madde ve fıkrasıyla ile cezalandırılır.
Kanunda örgüte silah temini yoluyla yapılan yardım suçu 315. maddede ayrıca düzenlenmiştir. Silah üretimi,
teinini, ülkeye sokulması, saklanması gibi eylemler yalnızca özel nitelikli yardım suçu olan 315. madde ile cezalandırılır.
Yardım niteliğindeki eylemlerin müstakil suç oluşturmayan faaliyet veya fiiller olması gerekir. Örgüt adına işlenen suçlara iştirak edilmesi halinde 220/6. madde ve fıkrasındaki suç oluşmaktadır. Bu konuya yukarıda değinilmişti.
765 sayılı yasa gibi 5237 sayılı yasadaki düzenlemede de eylemin iradi olması aranmıştır. 765 sayılı yasada bazı yardım eylemleri yasa metninde ifade edilmişken 5237 sayılı yasada böyle bir düzenlemeye yer verilmemiş yardım eden ifadesi kullanılmıştır.
Yardım sayılabilecek eylemler çok farklı biçimlerde gerçekleşebilir. Örneğin; örgüt üyelerine yiyecek verme, barınma ihtiyacını karşılama, yol gösterme, bilgi verme, çeşitli malzeme temini gibi ihtiyaçları karşılama vb. davranışlar yardın olarak kabul edilir. Dolayısıyla, silahlı örgütün faaliyetlerine yardım edilmesi onun faaliyetlerinin kolaylaştırılması amacına yönelik olarak birtakım davranışlarda bulunulmasıdır. Örgütün varlığının veya üyelerinin yaşantısını sürdürmesine yönelik eylemler bu suçun oluşması için yeterlidir.
Yargıtay kararlarında örgütün yayınlarını ve bildirilerini dağıtmak, örgüt üyelerini barındırmak, yer temini, kılavuzluk yapmak, kuryelik yapmak, örgüt üyelerine yiyecek vermek, giyecek ve eşya temin etmek, katılım aktarılmasına yardımcı olmak, askeri faaliyetler hakkında örgüt üyelerine bilgi vermek, para vermek gibi eylemler yardım eylemleri olarak kabul edilmektedir.
Ancak failin belirtilen fiillerden birini veya birden fazlasını sürekli ve yoğun olarak yapması, örgüt üyeliği suçunun kanıtı olarak değerlendirebilir. Yargıtay, yardım eylemlerinin belirli bir yoğunluğa ulaşması halinde failin örgüt üyesi olduğunu kabul etmektedir.
BDDK’nın Asya Katılım Bankası hakkında hazırladığı Mali Durum Tespit Raporlarında, Asya Katılım Bankası’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün örgütlü olarak suç gelirlerinin elde edilmesi, himmet adı altında toplanan suç gelirlerinin bankacılık sisteminde aklanması, bankanın FETÖ/PDY ile bağlantılı ulusal/uluslararası kuruluşlara Asya Katılım Bankası AŞ tarafından yüksek miktarda kredi kullandırılması, Asya Katılım Bankası A.Ş’nin ortaklık yapısında bulunan yöneticilerin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğunun açıklandığı,
MASAK’ın hazırlamış olduğu analiz raporlarında da Asya Katılım Bankası’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kurucusu olan Fethullah Gülen’in talimatlarıyla yönetildiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne mensup gerçek kişi ve özel hukuk tüzel kişilerinin bankacılık işlemi adı altında toplanan himmet paralarını bu banka aracılığıyla akladığı,
Yine Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu raporda da birçok ilde alınan bilgi alma tutanakları ile 17-25/Aralık/2013 sürecinden sonra FETÖ/PDY silahlı terör örgütlerinde yöneticilik yapan kişilerin bu örgüte mensup kişilere malvarlıklarını satarak malvarlıkları yoksa başka bankalardan para çekerek Asya Katılım Bankası’na para yatırmalarını istediklerini beyan etmeleri, yine Asya Katılım Bankası A.Ş’de banka genel müdürü ve banka yönetim kurulu üyelerinin 06.01.2014 tarihinde gönderdiği e postada ” bizim iklimimizden bir abim… Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001 de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz…arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankadan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız” dediği,
BDDK’nın 28/05/2015 tarihli Asya Katılım Bankası Mali Durum Tespit Raporu’nda 2013 Aralık – 06/01/2014 döneminde Asya Katılım Bankası’nın mevduatı 1.684.368 TL azalırken 06.01.2014- 10.01.2014 döneminde 227.240 TL arttığı, 01.12.2013- 30.06.2014 tarihleri arasındaki dönemde Asya Katılım Bankası A.Ş nezdinde 334.123 adet hesabın açıldığı, hesap açılışlarının 06.01.2014 tarihinden itibaren artış gösterdiği, en fazla hesap
açılışının 30.01.2014 tarihinde 6.069 adet olarak gerçekleştiği, 29.05.2015 tarihine kadar mevduat girişinin yoğun olarak yapıldığı ayrıntılı olarak anlatıldığı,
FETÖ/PDY Terör örgütü elebaşısı Fethullah Gülen’in 17/25 Aralık 2013 sürecinde örgüt üyelerine zor durumda olan Bank Asya’yı uhud harbindeki “okçular tepesi” olarak nitelendirerek terk edilmemesi gerektiğini belirtip, para yatırmalarına yönelik talimat verdiği,
BDDK, MASAK ve EGM’nin ayrıntılı raporlarından da anlaşılacağı üzere Asya Katılım Bankası’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca yönetildiği, bankanın siyasi gelişmeler üzerine likidite sorunu yaşaması sebebiyle bizzat başta Fethullah Gülen ve diğer FETÖ/PDY terör örgütü yöneticileri tarafından mensuplarına verilen taimatlarla FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarından malvarlıklarını satıp Asya Katılım Bankası’na yatırmalarını istendiği tespit edilmiştir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık Nilgün KULA yönünden:
Sanık Nilgün Kula’nın tanık Eyüp Karatepe ve gizli tanık Rüzgar’ın beyanlarına göre örgütün bayan sorumlusu ve sohbet hocası olduğu gerekçesi ile Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilmişse de;
Tanık Eyüp Karatepe’nin önceki aşamalardaki beyanlarının yetersiz olduğuna kanaat getirilerek Dairemizce davanın yeniden görüşmesi aşamasında duruşmada yeniden alınan beyanlarında sanık Nilgün Kula ile ilgili görgüye dayalı bilgisi olmadığı, bayan sorumlusu olduğuna dair bilgisi olmadığı, sohbet hocası olduğuna dair ise tahmin ve kendisinin bile teyit edemediği duyumlara dayalı olduğu, sanığın örgüt üyesi olmasını gerektirir davaya konu FETÖ silahlı terör örgütüne has gizli haberleşme programı olan Bylock programını kullanmadığı, Bank Asya’da hesap açmışsa da, örgüt liderinin talimat dönemlerinde önceki hesap hareketlerinden farklı hareketlerinin olmadığı, legal görünümlü faaliyetlerine katıldığına dair kesin bir tespit olmadığına göre sanığın savunmalarının aksine mahkumiyetine yeterli kesin ve somut delil elde edilemediği kanaatine varılmış, yerel mahkemenin mahkumiyet kararı kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmiştir.
Sanık İrfan ÖZARKON yönünden:
Sanık İrfan Özarkon’un tanık Ahmet Canbaz’ın anlatımlarına göre sohbetlere katıldığı ve örgütün gizli haberleşme programı Bylock’u kullandığı, tanık Eyüp Karatepe’nin sohbetlere katıldığını beyan etmesi gerekçesi ile Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilmişse de;
Sanığın Bylock kullandığı iddia edilmişse de, dairemizce de benimsenen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarih ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ilamında, yine 14/07/2017 tarih ve 2017/1443-4758 sayılı ilamında açıklandığı üzere; bu iddianın her türlü teknik delil ile ortaya konulamadığı, tanık Ahmet Canbaz’ın sanık hakkında bylock kullandığı yönünde beyanı olmakla birlikte, tanığın dosyaya getirtilen byock tespit ve değerlendirme tutanağında sanığın kullandığı herhangi bir bylock hattının kayıtlı olmadığının tespit edildiği,
Ayrıca tanık Eyüp Karatepe’nin önceki aşamalardaki beyanlarının yetersiz olduğuna kanaat getirilerek Dairemizce davanın yeniden görüşmesi aşamasında duruşmada yeniden alınan beyanlarında ve tanık Ahmet Canbaz’ın dosyaya getirtilen tüm aşamalarda alınan beyanları değerlendirildiğinde sanığın sanığın örgüt üyesi olmasını gerektirir davaya konu FETÖ silahlı terör örgütüne has gizli haberleşme programı olan Bylock programını kullanmadığı, Bank Asya’da hesap açmadığı, sohbetlere katılmasının tarihleri ve beyan edilen katılım şekli ile
örgüt ile sempati boyutundan öte hiyerarşik bağ kurduğuna dair sanığın savunmalarının aksine mahkumiyetine yeterli kesin ve somut delil elde edilemediği kanaatine varılmış, yerel mahkemenin mahkumiyet kararı kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmiştir.
Sanık Yusuf ŞAHAN yönünden:
Sanık Yusuf Şahan’ın ise tanık Eyüp Karatepe’nin beyanlarına göre Adliye’ye mübaşir olarak örgütün yardımı ile girdiği gerekçesi ile Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan cezalandırılmasına karar verilmişse de;
Tanık Eyüp Karatepe’nin önceki aşamalardaki beyanlarının yetersiz olduğuna kanaat getirilerek Dairemizce davanın yeniden görüşmesi aşamasında duruşmada yeniden alınan beyanlarında sanık Yusuf Şahan ile ilgili de Adliye’ye örgüt aracılığı ile girdiğine dair beyanının sanığın yıllar önce örgüte ait yurtta kalması nedeniyle tahmine dayalı olduğu ortaya konulmuştur. Gizli tanık Rüzgar’ın ise sanığın örgüt ile bağının koptuğunu beyan ettiği, sanığın örgüt hiyerarşisi içinde faaliyet gösterdiğine dair beyanı olmadığı, bu durumda sanığın örgüt üyesi olmasını gerektirir davaya konu FETÖ silahlı terör örgütüne has gizli haberleşme programı olan Bylock programını kullanmadığı, Bank Asya’da hesap açmadığı, örgütün hiyerarşisine girdiğini gösterir başka herhangi bir tespit olmadığına göre sanığın savunmalarının aksine mahkumiyetine yeterli kesin ve somut delil elde edilemediği kanaatine varılmış, yerel mahkemenin mahkumiyet kararı kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmiştir.
Sanık Salih İnan yönünden:
Dosyada mevcut delillere göre, sanığın Bylock kullandığı iddia edilmişse de, dairemizce de benimsenen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarih ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ilamında, yine 14/07/2017 tarih ve 2017/1443-4758 sayılı ilamında açıklandığı üzere; bu iddianın her türlü teknik delil ile ortaya konulamadığı, tanık Ahmet Canbaz’ın sanık hakkında bylock kullandığı yönünde beyanı olmakla birlikte, tanığın dosyaya getirtilen bylock tespit ve değerlendirme tutanağında sanığın kullandığı herhangi bir bylock hattının kayıtlı olmadığının tespit edildiği, Asya Katılım Bankası’nın mali olarak durumunun raporlarla teyit edildiği üzere kötü olduğu ve örgüt liderinin talimat verdiği bir dönemde; tanık beyanlarında geçtiği üzere örgütün kurup yönlendirdiği Ufuk sendikası ilçe temsilcisi olan ve örgütün düzenlediği sohbet toplantılarına katılmak sureti ile örgütle iltisakı tespit edilen sanık Salih İNAN’ın 28.08.2014 tarihinde 2.200 TL katılım hesabı açtığı, 15.09.2014 tarihinde 49.390 TL, 17.12.2014 tarihinde de 48.629 TL katılım hesapları açtığı, bu tespitlere göre silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olup ve örgüt üyesi olduğuna ilişkin kanaat oluşmayan sanık Salih İNAN’ın bu eylemleri ile silahlı terör örgütüne yardım etmek suçunu işlediği kanaatine varılmış, yerel mahkemenin silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kurduğu mahkumiyet hükmü kaldırılarak sanığın silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan mahkumiyetine dair Bank Asya hesap hareketleri ve yatırdığı para miktarı ile orantılı TCK’nın 220/7. madde ve fıkrası uyarınca takdiren 2/3 oranında indirim yapılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere:
CMK’nun 280/1-e maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ilişkin karara istinaden, Mahkememizce yapılan duruşma sonunda;
1-Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/05/2018 tarih, 2017/510 esas ve 2018/328 sayılı kararının sanıklar Nilgün KULA, Salih İNAN, İrfan ÖZARKON, Yusuf ŞAHAN hakkında CMK’nun 280/2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2- a-) Sanık SALİH İNAN’ın silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi olarak eylemine uyan TCK’nun 314/3 maddesindeki atfa istinaden TCK’nın 220/7
maddesi yollamasıyla TCK’nun 314/2 maddesi uyarınca suçun işleniş biçimine, suçun işlenmesindeki özelliklere göre takdiren 5 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın eylemi örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi olarak kabul edildiğinden TCK’nın 220/7. maddesi uyarınca yardımın niteliği ve miktarı gözetilerek takdiren 2/3 oranında indirim yapılarak 1 YIL 8 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın 3713 sayılı yasanın 3. maddesinde sayılan terör suçu ile cezalandırılmış olması nedeni ile sanığa verilen cezanın 3713 sayılı yasanın 5/1. maddesi uyarınca 1/2 oranında arttırılarak sanığın 1 YIL 18 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın duruşmadaki hal ve tavırları lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek TCK’nun 62. maddesi uyarınca verilen ceza takdiren 1/6 oranında indirilerek 1 YIL 13 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanık hakkında TCK’nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına,
Sanık hakkında TCK’nın 220/7 maddesi yollamasıyla TCK’nın 314/2 maddesinin uygulanmış olması nedeniyle TCK’nın 58/9 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanığın gözaltında geçirdiği sürelerin TCK 63. maddesi uyarınca cezasından MAHSUBUNA,
CMK’nun 330/2. Maddesi uyarınca sanığın kanun yolu başvurusunun kısmen kabul edilmiş olması nedeniyle dosyanın dairemize gönderilmesine ve istinaf incelemesine ilişkin posta giderlerinin takdiren kamu üzerinde bırakılmasına,
CMK’nun 324. maddesindeki düzenleme gözetilerek sanık ile ilgili ilk derece mahkemesi aşamasında yapılan yargılama giderinin CMK 324/4 maddesi gereğince 6183 Sayılı Yasanın 106.maddesinde belirtilen terkin edilmesi gereken tutartan az olması nedeniyle hazine üzerinde bırakılmasına,
Sanık hakkında CMK 109/3-a maddesi gereğince “yurt dışına çıkmamak” şeklinde verilen adli kontrolün aynen DEVAMINA,
b-)Her ne kadar sanıklar Nil……, İrfa….N, Yus…. hakkında “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçunu işlediklerinden bahisle 5237 sayılı TCK’nun 314/2, 3713 Sayılı Yasanın 5/1, 53/1, 63 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de; Sanıklar Nil….A, İrf…., Yus….’ın üzerine atılı Silahlı Terör örgütüne Üye olma suçunu işlediğine ve yine Silahlı Terör Örgütüne Bilerek ve İsteyerek Yardımda Bulunduğuna dair savunmalarının aksine, cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, dolayısıyla yüklenen suçun sanıklar Nil…..A, İrfan Ö…..N, Yu… tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle CMK’nun 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı BERAATLERİNE,
Sanıkların göz altında ve tutuklu kaldığı günler için CMK 141 maddesi uyarınca beraat kararına ilişkin kesinleşmenin tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içinde oturduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat isteme hakkı olduğu hususunun bildirilmesine, (anlatılıp ihtarat yapıldı)
Beraat eden sanıklar Nilg….., Yu….. kendilerini atadığı müdafii ile temsil ettirdiğinden, müdafiilerinin emek ve mesaisi karşılığında ilk derece mahkemesi aşaması için, ilk derece mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden belirlenen 4.360,00 TL, istinaf aşaması için hüküm tarihi itibariyle 3.400,00 TL olmak üzere toplam 7.760,00 TL ücreti vekaletin Maliye Hazinesinden alınarak sanıklar …..A, Yus…..’a ayrı ayrı verilmesine,
CMK’nun 327. maddesi gereğince, sanıklar Nilg….A, İrf….N, Yu….. yönünden yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
Sanıklar Nil…..A, İrf…., Yus….hakkında CMK 109/3-a maddesi uyarınca verilen “Yurt Dışına Çıkış Yasağı” şeklindeki adli kontrolün karar kesinleştiğinde KALDIRILMASINA,
3-Burhaniye Adli Emanetinin 2017/79 sırasında kayıtlı, sanık Y…..’da el konulan, Emanet Makbuzunun 10, 11 ve 12. Sırasında kayıtlı, 2 adet CD, 3 adet mini video kaseti, 1 adet Işık Yayınevine ait Zilzal ve Dua isimli kitabın DOSYADA DELİL OLARAK SAKLANMASINA,
Dair, sanıklar ve müdafilerinin yüzüne karşı, iddia makamının huzurunda “tefhimden itibaren 15 gün içerisinde”; hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/1 maddesi gereğince TEMYİZ kanun yolu açık olarak, “süresinde temyiz edilmemesi halinde başka bir karara, ihtara, tebliğe ve işleme gerek kalmaksızın kesinleşeceği ve karar gereğinin uygulanacağı bildirilerek” mütaalaya uygun ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Etiketler: