1 Karar : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ Bursa 2. Ceza Dairesi BOZMA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ Bursa 2. Ceza Dairesi örnek verilmiştir.

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Bursa 2. Ceza Dairesi
Esas Yıl/No: 2019/1650
Karar Yıl/No: 2020/154
Karar tarihi: 30.01.2020
İSTİNAF KARARI
İSTİNAF KARARI
Yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince verilen karar ile dosya içeriğine göre CMK 280/1-e maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilmiş olmakla, dairemizce yapılan yargılama sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
YARGILAMAYA KONU İDDİA:
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 14/07/2017 tarih ve 2016/56896 soruşturma, 2017/13921 Esas ve 2017/2046 iddianame numarası ile sanığın iddianamede bahsedilen suçlardan dolayı, iddianamede belirtilen sevk maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları talebi talebiyle Bursa 10.Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABULÜ VE UYGULAMASI;
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda:
“Bilindiği üzere 15/07/2016 tarihli darbe girişiminden sonra yurt genelinde Olağanüstü Hal ilan edilmiş ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatı tespit edilen bir kısım tüzel kişilikler Kanun Hükmünde Kararnameler ile kapatılmıştır. Bu kapsamda sanık hakkında yapılan araştırmalar neticesinde; Bursa İl Dernekler Müdürlüğü’nden gelen yazı cevabına göre sanığın; 667 sayılı KHK ile kapatılan BURSA KAMU ÇALIŞANLARI DERNEĞİ’nin 28/12/2009 tarihinden itibaren üyesi olduğu, dernek üyeliğinden 05/11/2015 ayrıldığı belirtilmiştir.
Yukarıda ayrıntıları ile bahsedildiği üzere örgütün Bank Asya’yı kurtarmak maksadıyla 15/01/2014 tarihi ve devamında çağrılar yaptığı, sanık …..’in de, örgütün Bank Asya’ya para aktarımı yönündeki talimatlarına uyarak talimat dönemlerine denk gelen; 07/03/2014 tarihinde 9.524,56 TL tutarında katılım hesabı, 17/12/2014 tarihinde 18.307,01 TL tutarında katılım hesabı, talimat dönemlerine denk gelen tarihlerde olağanın dışında hesap hareketlerinin bulunduğu hususları da dosyaya gelen Bank Asya hesap hareketlerinin incelendiği bilirkişi raporu ve Bankasya hesap hareketlerini gösterir kayıtlar ile de sabittir.
Sanık hakkında anlatımlarda bulunan ve etkin pişmanlıktan yararlanan sanık …..’nün beyanları bağımsız tanık anlatımları ile desteklenememiş bu sebeple Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2018/2944 Esas 2018/2741 Karar ve 12/09/2018 tarihli “İtirafçı sanık olup tanık sıfatı ile dinlenilen etkin pişmanlıktan yararlanmak için sanık aleyhine beyanda bulunma hususunda hukuki menfaati bulunan ….. isimli kişinin anlatımı tek başına hükme esas alınamayacağından..” şeklindeki karar ve sanık …..’in ….. ile aralarında husumet olduğu şeklindeki savunmasında
bahsettiği disiplin soruşturmasında tutulan tutanağın bir örneği istenmiş söz konusu evraklar 21/02/2018 tarihinde mahkememize gönderilmiş sanık …..’in savunmasını destekler mahiyette ki tutanağın içeriği ve söz konusu Yargıtay kararı dikkate alınmış ve sanık …..’nün beyanları hükme esas alınmamıştır.
Sanığa ait dijital materyallerden alınan imaj yedeklerinin incelenmesinde, kakao-talk programına ait kalıntıların tespit edildiği ayrıca sanığın fetö-pdy tarafından kurulan herkül isimli web sitesini ziyaret ettiğinin raporlandığı görülmüştür.
TCK 220/7 maddesinde “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu suçun faili örgüt üyesi olmayan kişidir. Söz konusu suçun oluşması için örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek gerekir. Bu suç bu nedenlerle doğrudan kastla işlenebilir.Yargıtay 16. Ceza dairesinin 2017/4111 Esas 2018/5037 Karar 11/12/2018 tarihli “Örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bankasya hesabına rutinin dışına çıkan para yatırma, mevduat artışı, katılım hesabı açma vb hesap hareketliliğinin tespit edilmesi halinde silahlı terör örgüte yardım suçunun oluşacağı; sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk oluşturan başkaca faaliyetlerinin tespit edilmesi halinde ise silahlı terör örgütüne üye olma suçunun oluşacağı gözetilerek…” şeklindeki kararında Bankasya hesabında ki rutinin dışında ki hesap hareketlerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiği açıklanmıştır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2018/1437 Esas 2018/5396 Karar ve 25/12/2018 tarihli ilamında “Dosya kapsamındaki mevcut deliller itibariyle; Kamuda öğretmen olarak görev yaparken ihraç edilen, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Aktif Eğitim Sendikası üyesi olan ancak, örgüt hiyerarşine dahil olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk sağlayan faaliyetlerde bulunduğuna dair yeterli delil bulunmayan sanığın terör örgütü liderinin talimatı doğrultusunda örgütle iltisaklı olan Bankasya’daki hesabına para yatırmasının, katılım hesabı açmasının örgüte yardım suçunu oluşturacağı gözetilerek, sanığın Bankasya’daki hesabına ait hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, örgüt liderinin talimatı doğrultusunda para yatırıldığının yahut katılım hesabı açıldığının tespiti halinde eyleminin silahlı terör örgütüne yardım suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması..” şeklinde ki ilamın da belirtildiği üzere sanığın talimat tarihlerine denk gelir şekilde kendi Bankasya hesabına para yatırması ve yatırdığı paralar ile birden fazla kez katılım hesabı açmış olması ayrıca Burç-der isimli derneğin üyesi olması ve dijital materyal inceleme sonuçlarının aleyhine gelmiş olması nedeniyle silahlı terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi olarak cezalandırılmasına karar verilmiştir.” şeklindeki gerekçeler ile sanık hakkında atılı suçtan neticeten 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF İNCELEME AŞAMASI:
Sanık hakkında ilk derece mahkemesince takdir edilen ceza bakımından lehe olarak sanık ve sanık müdafii tarafından, istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Cumhuriyet Savcısı tarafından ise sanığın eyleminin örgüt üyeliği suçunu oluşturduğundan bahisle aleyhe istinaf yoluna gidilmiştir.
Dairemizce yapılan inceleme neticesinde; dosya kapsamı, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve belgeler ile istinaf dilekçe içeriklerine göre, sanığın hakkındaki delillerin yeniden değerlendirilmesi açısından duruşma açılmasına ve davanın yeniden görülmesine karar verilmiştir.
SAVUNMA :
Sanık …..’in İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında alınan savunmasında; “Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, yaklaşık 22 yıldır psikiyatri tedavisi görmekteyim, Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı 1 Nolu Takdir Komisyonu Başkanlığında görev yapıyorken bu soruşturma kapsamında emekli oldum, 1994 yılında Albaraka Türk isimli bankada hesap açtırmıştım, yaşamım boyunca katılım bankaları ile çalıştım, 1997 yılında da Bank Asya hesabımı açtırmıştım, o tarihten sonra birikimlerimi burada değerlendirmek için para yatırdım, 2010 yılında Gelir Uzmanı olduğum için bu tarihten sonraki birikimlerim daha da arttı, bu manada iddianamede yer ve bu dosyaya giren bilirkişi raporundaki hesap artışlarım bu kapsamındadır, hiç kimsenin talimatı ile para yatırmadım, talimat tarihi olduğu değerlendirilen tarihlerdeki işlemlerim daha önceden yapmış olduğum işlemlerle aynıdır, 2014 yılı Şubat ayında görülen hurda altın alımı ise eşimin altınlarını bankaya yatırım amacıyla vermemizden kaynaklanmaktadır, eşimde o tarihte egzama rahatsızlığı çıkmıştı, altınlarını bu şekilde değerlendirmek istemiştik, görevim dolayısı ile aynı zamanda Bursa Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünde geçici görev ile maliye temsilcisi olarak çalıştım, çalıştığım bu süre zarfında Bursa’da faaliyet gösteren birçok dernek hakkında bilgi sahibi oldum, Burç-Der isimli dernek temsilcileri de geldiğinde bana dernek üyeliği teklif ettiler, derneğin memurların maaşı ve özlük hakları ile ilgili takipte bulunduğunu, herhangi bir cemaat ya da örgüt faaliyetinin olmadığını söylediler, bir anlık dalgınlığım ile bu derneğe üye oldum, üye olmama rağmen hiçbir zaman bu derneğin faaliyetlerine, toplantılarına, gezilerine ya da lokaline gitmedim, bu derneğin o zamanlar cemaat olan fetö/pyd ile bir ilgisinin olup olmadığını bilmiyordum, hakkımdaki üçüncü iddia ise …..’nün vermiş olduğu beyanlardır, kendisi Çekirge Vergi Dairesi Müdürlüğünün alt katındaki Eğitim Müdürlüğünde çalışıyordu, bu kapsamda tanıyorum, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden yaklaşık 6 ay kadar öncesinde görev yapmış olduğum 1 Nolu Takdir Komisyonu Başkanlığında amirim olan ….. bir disiplin soruşmasında muhakkik olarak atanmıştı, ben de bu muhakkik dosyasında yazıcılık yapıyordum, bir gün bu dosya nedeni ile sanık ….. daireye geldi ve birden amirim ….. ile kavgaya tutuştular, bu kapsamda amirim benden tutanak düzenlememi istedi, ben de düzenleyince kendisi ile aramda husumet meydana geldi, sanık o zaman tutanak düzenlemememi söylemişti, bu nedenle bu kapsamda ifade vermiş olabilir, kendisi ile aramda böyle bir husumet vardır, üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, imza atma yükümlülüğü şeklindeki adli kontrol kararımının kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum” demiştir.
Sanık …..’in Dairemizde yapılan yargılama sırasında alınan savunmasında; “Önceki savunmalarımı tekrar ediyorum, Ben Bankasyayı sürekli kullanıyordum, 17-25 Aralık sürecinde önce de 75.000 TL miktarla katılım hesabı açmıştım, sonrada kullanmaya devam ettim, hatta TMSF’ye devredildikten sonra dahi hesabımı kullandım, talimatla hareket etmedim, ayrıca sağlık ile ilgili raporlarım mevcuttur, bunlar dosyada vardır, beraatimi talep ediyorum” demiştir.
Sanık müdafii Av. …..’nın Dairemizde yapılan yargılama sırasında alınan savunmasında; “Önceki savunmalarımızı aynen tekrar ediyoruz, müvekkilimin Bankasya hesap hareketleri rutindir, yine aleyhine beyanda bulunan tanık ile husumeti olduğuna dair dosyada yazılı belge mevcuttur, ayrıca muhalif üyenin muhalefet şerhinde belirttiği hususlar da yerindedir, tüm bu nedenlerle müvekkilimin beraatini talep ediyoruz” şeklinde savunmada bulunmuştur.
İDDİA MAKAMININ ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASI:
“Sanık ….. hakkında silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de ; dosyanın ve Bankasya hesaplarının yapılan incelemesi sonucu sanığın müsnet suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli ve inandırıcı kesin delil bulunmadığından Beratine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.” şeklindedir.
DELİLLER:
Yakalama ve tespit tutanakları, Sanık savunmaları, Bank Asya kayıtları, Bilirkişi raporu, Nüfus ve Sabıka Kayıtları ve Tüm Dosya Kapsamı.
SUÇUN UNSURLARI-DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE MAHKEMEMİZİN KABULÜ:
HUKUKİ NİTELENDİRME:
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.maddesinde; “(Değişik fıkra: 15/07/2003 – 4928 S.K./20. md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” hükmü yer almaktadır.
Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanunun 1. maddesinde gösterilmiştir.
5237 sayılı yasanın 314. maddesinde; “(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır. ” silahlı örgüt kuran, yöneten ve üyeliği suçlarına ilişkin yasal hüküm yer almaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 314. maddesibakımından, bir oluşumun veya yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a-Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır.
b-Bu örgüt, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları “amaç suç” olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır,
c-Bu örgüt silahlı olmalıdır.
Bu tanımlamalar ışığı altında;
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu, silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir. Failin, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetleri silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacaktır. Ancak faile, örgüt tarafından verilen önemli bir görev veya sorumluluk, tek başına failin örgüt üyesi olduğunu ortaya koyabilecektir. Öte yandan örgüte üye olmak, fiili bir katılma olup örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur, tek taraflı iradeyle bile örgüte katılmak mümkündür.
Örgüte üye olmak; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir.
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü:
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amacı, yapılanması ve eylemleri ile ilgili olarak benzer konuda verilmiş Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarihli, 2015/3 esas ve 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütünün, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütü olduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan 5237 sayılı TCK’nın 314/1-2. maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16.MD-956 E. 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas 2017/3 sayılı kararında; “ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil” olacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle, ByLock programına ilişkin resmi kurumlarca ortaya konulan bilgi ve kayıtlar, soruşturma veya kovuşturma aşamasında aksi ispatlanmadıkça FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçunun sübutunu gösteren kesin bir delildir.
TCK 314. maddede örgüte yardım suçu özel olarak düzenlenmemiştir. Fakat, 3. fıkra uyarınca suç işleme amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından da aynen uygulanır. Bu nedenle TCK 220/7. maddesinde belirtilen örgüte yardım suçu, 314. maddedeki silahlı örgüte yardım suçu olarak cezalandırılması gereken bir eylem tipini teşkil etmektedir.
TCK md. 220 : (7) “Örgüt içindeki hiyerarşih yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.”
TCK 220/7. maddede, örgüte yardım edenin ‘örgüt üyesi olarak’ cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Fakat, aynı cümle içerisinde örgüt üyeliğinin, örgüt içerisinde hiyerarşik yapıya dahil olmayı zorunlu kıldığı belirtilmiştir. Örgüt üyesi, örgütün amaçlan içerisindeki suçları işlemek için sürekli birliktelik iradesiyle örgüt disiplini ve hiyerarşisine katılmaktadır. Buna karşın, sürekli birliktelik ve hiyerarşik yapıya dahil olma iradesi bulunmadığı halde, örgütün kimi faaliyet veya eylemlerine iştirak eden kimse, suça iştirak etmekte olup, özel bir iştirak kuralı olarak düzenlenmiş bulunan ‘örgüte yardım etme’ suçunu işlemesi nedeniyle ceza sorumluluğuna tabi kılınmış, fakat cezalandırma yönünden örgüt üyesi gibi kabul edilmiştir. Bu nedenle, örgüte yardım edenin hukuki sıfatının üyelik olmayıp, yardım eden (suça iştirak) olduğuna dikkat edilmesi ve kanun koyucunun bu ayrımı bilinçli olarak yaptığının gözetilmesi yerinde olacaktır.
Suç örgütüne yardım fiilinin oluşması için, failin örgüt üyeleriyle önceden bir anlaşma yapması veya yapılan planlara dahil olması zorunlu değildir. Ayrıca, yardım fiilinin örgüt üyelerinin tamamına veya üyelerden birine yapılması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat, örgütün amacı ve kolektif faaliyetleri bilinerek ve istenerek yardım edilmesi zorunludur. Buna karşın, örgüt üyelerinin baskı ve tehditleri sonucu yardım etmeye mecbur bırakılan kişilerin suça iştirak iradeleri bulunmadığından, manevi öğesinin yokluğu nedeniyle suçun oluşmadığı düşünülmelidir.
Yardım suçunda ceza, TCK. 314/3, 220/7. maddeleri delaletiyle, 314/2. madde ile hükmedilir. Fail, örgüte yardım fiilinden başka bir suç da işlemişse, bu takdirde örgüt adına suç işleme dolayısıyla ayrıca 220/6. madde delaletiyle 314/2. madde ile cezalandırılır.
Kanunda örgüte silah temini yoluyla yapılan yardım suçu 315. maddede ayrıca düzenlenmiştir. Silah üretimi, teinini, ülkeye sokulması, saklanması gibi eylemler yalnızca özel nitelikli yardım suçu olan 315. madde ile cezalandırılır.
Yardım niteliğindeki eylemlerin müstakil suç oluşturmayan faaliyet veya fiiller olması gerekir. Örgüt adına işlenen suçlara iştirak edilmesi halinde 220/6. maddedeki suç oluşmaktadır.
765 sayılı yasa gibi 5237 sayılı yasadaki düzenlemede de eylemin iradi olması aranmıştır. 765 sayılı yasada bazı yardım eylemleri yasa metninde ifade edilmişken 5237 sayılı yasada böyle bir düzenlemeye yer verilmemiş yardım eden ifadesi kullanılmıştır.
Yardım sayılabilecek eylemler çok farklı biçimlerde gerçekleşebilir. Örneğin; örgüt üyelerine yiyecek verme, barınma ihtiyacını karşılama, yol gösterme, bilgi verme, çeşitli malzeme temini gibi ihtiyaçları karşılama vb. davranışlar yardın olarak kabul edilir. Dolayısıyla, silahlı örgütün faaliyetlerine yardım edilmesi onun faaliyetlerinin kolaylaştırılması amacına yönelik olarak birtakım davranışlarda bulunulmasıdır. Örgütün varlığının veya üyelerinin yaşantısını sürdürmesine yönelik eylemler bu suçun oluşması için yeterlidir.
Yargıtay kararlarında örgütün yayınlarını ve bildirilerini dağıtmak, örgüt üyelerini barındırmak, yer temini, kılavuzluk yapmak, kuryelik yapmak, örgüt üyelerine yiyecek vermek, giyecek ve eşya temin etmek, katılım aktarılmasına yardımcı olmak, askeri faaliyetler hakkında örgüt üyelerine bilgi vermek, para vermek gibi eylemler yardım eylemleri olarak kabul edilmektedir.
Ancak failin belirtilen fiillerden birini veya birden fazlasını sürekli ve yoğun olarak yapması, örgüt üyeliği suçunun kanıtı olarak değerlendirebilir. Yargıtay, yardım eylemlerinin belirli bir yoğunluğa
ulaşması halinde failin örgüt üyesi olduğunu kabul etmektedir.
BDDK’nın Asya Katılım Bankası hakkında hazırladığı Mali Durum Tespit Raporlarında, Asya Katılım Bankası’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün örgütlü olarak suç gelirlerinin elde edilmesi, himmet adı altında toplanan suç gelirlerinin bankacılık sisteminde aklanması, bankanın FETÖ/PDY ile bağlantılı ulusal/uluslararası kuruluşlara Asya Katılım Bankası AŞ tarafından yüksek miktarda kredi kullandırılması, Asya Katılım Bankası A.Ş’nin ortaklık yapısında bulunan yöneticilerin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğunun açıklandığı,
MASAK’ın hazırlamış olduğu analiz raporlarında da Asya Katılım Bankası’nın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kurucusu olan Fethullah Gülen’in talimatlarıyla yönetildiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne mensup gerçek kişi ve özel hukuk tüzel kişilerinin bankacılık işlemi adı altında toplanan himmet paralarını bu banka aracılığıyla akladığı,
Yine Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırlamış olduğu raporda da birçok ilde alınan bilgi alma tutanakları ile 17-25/Aralık/2013 sürecinden sonra FETÖ/PDY silahlı terör örgütlerinde yöneticilik yapan kişilerin bu örgüte mensup kişilere malvarlıklarını satarak malvarlıkları yoksa başka bankalardan para çekerek Asya Katılım Bankası’na para yatırmalarını istediklerini beyan etmeleri, yine Asya Katılım Bankası A.Ş’de banka genel müdürü ve banka yönetim kurulu üyelerinin 06.01.2014 tarihinde gönderdiği e postada ” bizim iklimimizden bir abim… Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001 de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz…arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankadan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız” dediği,
BDDK’nın 28/05/2015 tarihli Asya Katılım Bankası Mali Durum Tespit Raporu’nda 2013 Aralık – 06/01/2014 döneminde Asya Katılım Bankası’nın mevduatı 1.684.368 TL azalırken 06.01.2014- 10.01.2014 döneminde 227.240 TL arttığı, 01.12.2013- 30.06.2014 tarihleri arasındaki dönemde Asya Katılım Bankası A.Ş nezdinde 334.123 adet hesabın açıldığı, hesap açılışlarının 06.01.2014 tarihinden itibaren artış gösterdiği, en fazla hesap açılışının 30.01.2014 tarihinde 6.069 adet olarak gerçekleştiği, 29.05.2015 tarihine kadar mevduat girişinin yoğun olarak yapıldığının ayrıntılı olarak anlatıldığı,
FETÖ/PDY Terör örgütü elebaşısı Fethullah Gülen’in 17/25 Aralık 2013 sürecinde örgüt üyelerine zor durumda olan Bank Asya’yı uhud harbindeki “okçular tepesi” olarak nitelendirerek terk edilmemesi gerektiğini belirtip, para yatırmalarına yönelik talimat verdiği belirlenmiştir.
Suçun sübutu açısından ise; Ceza Muhakemesinin amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı
göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde;
Her nekadar sanık ….. hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçundan dolayı kamu davası açılmış ve İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanığın hiyerarşik yapıya dahil olduğu kabul edilmemekle birlikte örgütün Bank Asyayı kurtarmak maksadıyla yaptığı çağrılar neticesinde örgüt elebaşının talimatlarına uyarak talimat dönemlerine denk gelecek şekilde katılım hesapları açtığı, olağanın dışında hesap hareketlerinde bulunduğu gerekçesi ile örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
Etkinlik pişmanlık kapsamında ifadelerine başvurulan sanık ….. ile sanık arasında belgelenen husumet nedeniyle ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2018/2944 Esas 2018/2741 Karar ve 12/09/2018 tarihli “İtirafçı sanık olup tanık sıfatı ile dinlenilen etkin pişmanlıktan yararlanmak için sanık aleyhine beyanda bulunma hususunda hukuki menfaati bulunan … kişinin anlatımı tek başına hükme esas alınamayacağından..” şeklindeki emsal içtihada nazaran bu beyan delili sanık aleyhine hükme esas alınmamıştır.
Öte yandan;
Dosyada mevcut Bank Asya hesap kayıtları, bilirkişi raporu ve diğer bilgi ve belgeler dikkate alındığında, sanığın anılan bankadaki hesap hareketlerinin örgüte yardım kastıyla gerçekleştirildiğine dair delil bulunmadığı, finansal işlemler bir bütün olarak değerlendirildiğinde mutad ve rutin bankacılık faaliyeti kapsamında kaldığı, dosya kapsamındaki diğer deliller de dikkate alındığında sanığın Silahlı Terör örgütüne Üye olma suçunu işlediğine ve yine Silahlı Terör Örgütüne Bilerek ve İsteyerek Yardım ettiğine dair savunmasının aksini kanıtlayıcı, mahkumiyetine yeter derecede her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, atılı suçu işlediği hususunun şüphede kaldığı, şüpheden de sanık yararlanır ilkesinden hareketle sübut bulmayan suçtan 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince, sanık hakkında verilmesi gerektiği yönünde vicdani kanaate ulaşılmış olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklanacağı üzere:
1- Bursa 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/04/2019 tarih, 2017/182 esas ve 2019/111 karar sayılı sanık …..’in “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme” suçundan TCK’nın 314/2, 3713 Sayılı TCK’nın 220/7, TMK’nın 5/1, TCK’nın 62, 53/1-2-3, 63 maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezasına ilişkin kararın sanık ….. yönünden CMK’nun 280/2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-a-)Her ne kadar sanık ….. hakkında “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçunu işlediğinden bahisle 5237 sayılı TCK’nun 314/2, 3713 Sayılı Yasanın 5/1, 53/1, 63 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de; Sanığın üzerine atılı Silahlı Terör örgütüne Üye olma suçunu işlediğine ve yine Silahlı Terör Örgütüne Bilerek ve İsteyerek Yardımda Bulunduğuna dair savunmasının aksine, cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, dolayısıyla yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit
olmaması nedeniyle CMK’nun 223/2-e maddesi gereğince BERAATİNE,
b-)Sanığın göz altında kaldığı günler için CMK 141 maddesi uyarınca beraat kararına ilişkin kesinleşmenin tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içinde oturduğu yer Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat isteme hakkı olduğu hususunun bildirilmesine, (anlatılıp ihtarat yapıldı)
c-)Beraat eden sanık kendisini atadığı müdafii ile temsil ettirdiğinden, müdafiinin emek ve mesaisi karşılığında ilk derece mahkemesi aşaması için, ilk derece mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden belirlenen 5.450,00 TL, istinaf aşaması için hüküm tarihi itibariyle 1.700,00 TL olmak üzere toplam 7.150,00 TL ücreti vekaletin Maliye Hazinesinden alınarak sanığa verilmesine,
d-)CMK’nun 327. maddesi gereğince, yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
e-)Sanık hakkında CMK 109/3-a maddesi uyarınca verilen “Yurt Dışına Çıkış Yasağı” şeklindeki adli kontrolün KALDIRILMASINA,
f) Sanıktan ele geçen dijital materyallerin sanığa İADESİNE ,
Dair, sanığın ve sanık müdafiinin yüzüne karşı, iddia makamının huzurunda “tefhimden itibaren 15 gün içerisinde”; hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/1 maddesi gereğince TEMYİZ kanun yolu açık olarak, “süresinde temyiz edilmemesi halinde başka bir karara, ihtara, tebliğe ve işleme gerek kalmaksızın kesinleşeceği ve karar gereğinin uygulanacağı bildirilerek” mütaalaya uygun ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/01/2020