Karar:17 Aralik Öncesi̇ Eylemleri̇n Suç Oluşturmayacaği 

17 Aralik Öncesi̇ Eylemleri̇n Suç Oluşturmayacaği dair fetö ile ilgili

Gereği Düşünüldü;

Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1 Sanık …… müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin yasal şartları oluşmadığından CMK’nın 299. maddesi gereğince REDDİNE,

2) Hukuki Denetim ve Kapsamı:

Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanabilir. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır. Hukuk kuralı, ceza ve muhakeme hukuku veya diğer hukuk dallarına ilişkin yazılı hukuk kuralları ile milletlerarası antlaşma hükümleridir. Yazılı hukuk kurallarının yanında, içtihatlar, bilimsel görüşler herkesçe bilinen olaylar ve deneyim kurallarına ve ilkelere aykırılık da, olayın özelliklerine göre hukuka aykırılık sayılabilecektir.

Hukuki denetimin kapsamını belirlemek bakımından öğretideki bir kısım yazarların görüşleri ve yargısal karalar incelendiğinde;

“Yargıtay, temyiz yolunda yargılama yaparken, uyuşmazlığın ispat yönüne yani fiilin belirlenmesine dokunamaz. Yargıtay sadece esas mahkemesinin duruşmada ortaya konan delillere dayanarak vardığı vicdani kanaatine göre belirlemiş olduğu fiilin hukuk normları karşısındaki durumu konusunda yaptığı tavsifi ve ondan çıkardığı sonuçları denetleyebilir” (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Sılvıa Tellenbach ‘a Armağan’. Seçkin Yayınları Syf 1287).

“Yargıtay ne yasa organının yerine geçebilir ne de olay sorununu çözmeye yetkilidir. Yargıtay ilk mahkemenin yerine geçerek olaya ilişkin sorunları çözemez” (YİBGK 14.12.1992 tarih. 1-5 sayılı kararı).

“Ne var ki, hukuki denetimin sağlıklı yapılabilmesi, olayın hukuksal açıdan duraksamaya yer bırakmayacak biçimde tespit edilmiş olmasına ve delil değerlendirmesinin hatasız gerçekleşmesine bağlıdır. “Krey 35 no. 1206, Meyer – GoBner/Schmit. vor 333 no.l; Volk 34 no 4. Lesch. Kap.5 no 18; Bloy. JuS 1986, s.593; Lesch. JA 2004, s. 681 Aktaran Erdem M.Ruhan Şentürk Candide Kanun Yolları sh. 180). “Tespitler belirsiz, eksik, çelişkili ise ya da mantık ve tecrübe kuralları ile çatışıyorsa, -hukuki denetim yapabilme imkanı bulunmadığından-Yargıtayın olay tespitiyle olan bağlılığı da ortadan kalkar. İlk derece mahkemesi ve BAM’nin tespiti, hukuki denetim yapılmasına imkan tanımayacak ölçüde eksikse, öncelikle bu nedenle hükmün bozulması gerekir.” (Erdem M. Ruhan-Şentürk Candide Kanun Yolları sh.180). Bu bağlamda olayın mahkemece aydınlatılabilmesi mecburiyeti vardır. Kısaca “eksik soruşturma” dediğimiz bu ilkeye aykırılık da hukukî denetim kapsamında görülebilecektir.

Alman Yargıtayı da 07.06.1979 tarihli kararında aynı düşüncede olduğunu şöyle ortaya koymuştur. “Yargılayın olay yargıcının kanıya varışını denetlemek bakımından sınırlı bir olanağı vardır. Bu, kural olarak Yargıtay için bağlayıcıdır. Özellikle de Yargıtayın kendi değerlendirmesini olay yargıcınınkinin yerine koyma yetkisi yoktur. Özgür kanıtlama yolunda kanıt sunumunu bir ölçüde yinelenmesi yetkisi de yoktur. Eğer Yargıtay sunulmuş olan kanıtlama araçları dolayısıyla kendi değerlendirmesini olay yargıcınınkinin yerine koyacak olursa kendi görev alanının sınırlarını aşmış olur ve kendisine temyiz yargılamasını yasal düzenlemesine göre üstlenme hakkı ve yeterliliği olmayan bir sorumluluk yüklemiş olur. Kuşkusuz olay yargıcına kanıya varış sürecinde tanınmış olan özgürlüğün de sınırları vardır. Olay yargıcı bu yetkisini kendince (keyfi olarak) kullanamayacağı gibi, bütün kanıtları da sonuna kadar değerlendirmek zorundadır. Bunun ötesinde kesin bilimsel verilere, mantığın yasalarına ve günlük yaşamın deneyim kurallarına dikkat etmek zorundadır.” (Aktaran Prof. Dr. Ahmet Gökçen. Yrd. Doç. Dr. Kerim Çakır, Ceza Muhakemesinden Temyiz İnceleme Mercii Olarak Yargıtay, Dr. Dr. Sılvıa Tellenbach’a Armadan Seçkin Yayınları Syf. 1001).

“Türk doktrininde Yargıtay’ın istisnai olan maddi olay denetiminin sınırları hakkında; “Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir normu gibi de alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamakladır.” (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Sılvıa Tellenbach’a Armağan, Seçkin Yayınları Syf. 1282) görüşü savunulmaktadır.

Şu hale göre; özellikle 5271 sayılı CMK’nın yürürlüğe girmesi ve istinaf mahkemelerinin de faaliyete geçirilmesinden sonra ceza yargılama hukukumuzda oluşan kanun yolu sisteminde, hukuka uygunluk denetimi yapmakla görev alanı tanımlanan Yargıtay’ın kural olarak maddi olay denetimi gerçekleştirme imkanı bulunmamaktadır. Ancak yargılama hukukunun temel kurallarına ve sistemin belirlediği ana ilkelere uyulmakla birlikte “amacın maddi gerçeğe ulaşmak olduğu” gerçeğinin de gözardı edilemeyeceği açıktır. Bu bağlamda delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtay’ın hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme imkanı bulunmamaktadır. Ancak, yüz yüzelik kapsamında bulunmayan delillerin değerlendirilmesindeki isabeti, hükmün gerekçesini esas alarak bu delillerle varılan sonucun, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayal tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

Ceza yargılamasının amacı, maddi gerçeğe insan onuruna yaraşır biçimde ulaşmaktır. Bu nedenle suçun varlığı ve sanığın sorumluluğu, hukuka uygun olarak elde edilmiş olmak kaydıyla her türlü delille ispat edilebilir. Ancak çelişmeli yargılamanın gereği olarak kararın temelini oluşturan vicdani kanının, mahkeme huzuruna getirilip tartışılmış delillere dayandırılması esastır. (5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi) Bu delillerin hukuka uygun olarak elde edilmesi, gerçekçi ve akılcı olması, maddi vakıayı temsil etmesi ve kanıtlamaya yeterli olması aranmalıdır. Mahkumiyet hükmünün kurulabilmesi için, maddi sorunu çözen makamın sanığın suçlu olduğuna vicdani kanaat getirmesi gerekir. Geçmişte yaşanmış olan bu olay, delil araçları kullanılarak mahkeme önünde temsil edilmelidir. Mahkeme delil araçlarını akıl yürütmek ve tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle vicdanına göre değerlendirir. Bundan sonra yine akıl yürüterek boşlukları doldurur ve vicdani kanaate sezgileriyle değil akıl yoluyla ulaşır (M. Feyzioğlu Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin yayınevi syf 139). Mahkeme hükmüne esas alacağı deliller kadar almayacağı delilleri de tartışıp reddetmelidir (O. Yaşar,. Uygulamalı ve Yorumlu Ceza Muhakemesi Kanunu, sh. 1849).

Bu açıklamalar doğrultusunda; Yargıtay’ın, esas mahkemesinin duruşmada ortaya konan delillere dayanarak vardığı vicdani kanaatine göre belirlemiş olduğu fiilin hukuk normları karşısındaki durumu konusunda yaptığı tavsifi ve ondan çıkardığı sonuçları denetleyebilecektir.

3) Örgüt Üyeliği ve Örgütte Yardım;

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili, emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, sayfa 383 ve devamı).

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin “suç işlemek amacı” olması aranır (Toroslu özel kısım sayfa 263-266; Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin örgüt sayfa 28. Özgenç Genel Hükümler sayfa 280)

Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 Esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği gözönüne alınarak;

Örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek. yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu taraflından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilmelidir.

4) Somut Olaya İlişkin Yerel Mahkemenin Kabulü:

Sanıkların ve sahibi oldukları şirketin hesaplarından Bank Asya’ya para yatırarak örgüt liderinin çağrısı sonucunda destekte bulundukları, tanıkların anlatımında HTS kayıtlarında da birliktelikleri tespit edilen tepe yönetimi ile ortak hareket ederek örgütsel amaç ve saikleri doğrultusunda hareket ettikleri, özellikle ……. ile sanık …….’ın devamlı iletişim halinde hareket ettikleri, dinlenen tanık anlatımlarında sanıkların örgüt tepe yöneticisi ….. ile birlikte Hacettepe Teknokent’te örgüt amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları, her iki sanıkların incelenen dijital materyal inceleme sonuçlarına göre Kakao Talk uygulamasına ait kırıntıların görüldüğü, bu durumun tek başına delil olarak kabul edilmese bile sanıkların yukarıda anlatılan ifadeler doğrultusunda bu programı örgütsel amaç doğrultusunda kullandıklarının kabulünün gerektiği, örgütün amaçları doğrultusunda örgüt lehine faaliyetlerde bulundukları, kabul edilmiştir.

5) Kabule İlişkin Değerlendirme ve Hukuki Nitelendirme;

a) Mahkemece kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde, sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet savcısı ve herkesi inandıracak şekilde olması, Yargıtay’ın tutarlılık denetimini yapabilmesi için kararın dayandığı tüm verilerin, bu verilere mahkeme tarafından ulaşılan sonuçların; iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması, mahkumiyet hükmünün kurulurken, maddi sorunu çözen makamın sanığın suçlu olduğuna vicdani kanaat getirmesi gerekir. Geçmişte yaşanmış olan bu olay, delil araçları kullanılarak mahkeme önünde temsil edilmelidir. Mahkeme delil araçlarını akıl yürütmek ve tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle vicdanına göre değerlendirdikten sonra yine akıl yürüterek boşlukları doldurur ve vicdani kanaate sezgileriyle değil akıl yoluyla ulaşmalıdır.

aa) Hükme esas alınan deliller bakımından.

Tanık, Ceza Muhakemesinde yargılanan uyuşmazlığın objesi olan fiili doğrudan doğruya beş duyusuyla algılamış olan kişinin hafızasında kalan hususlara kovuşturma evresinde mahkemede anlatmasına tanıklık denir. Tanık beyanı, taraflardan olmayan, fakat olayın tanığı olmuş bir kişinin o olay hakkında beş duyusuyla edindiği bilgileri sübut konusunda karar verecek olan mahkeme veya onun yerine duruşma yaparak tanık dinlemeye yetkili kılınmış bir mahkeme veya hakim huzurunda tanıklık ederken yaptığı sözlü beyandır. Şikayetçi, o dosyada makam itibariyle taraf olmasa da kişi olarak taraftır ve onun beyanı tanık beyanı değil, sanıktan ayrı taraf beyanı olarak değerlendirilmelidir. Bu ilkeler ışığında, duruşma tutanaklarında yer aldığı üzere bir kısım tanıklar ile sanıklar arasında husumet bulunduğu, beyanların bizzat görgüye dayalı olmayıp duyum sonucu oluşan yorum niteliğinde olduğu, lehe ve aleyhe tanık beyanları arasında çelişkiler bulunmasına rağmen giderilmeye çalışılmadan ve hangilerinin diğerlerinden üstün tutulduğu yeterince karar yerinde tartışmasız bırakılması.

bb) Dosya içerisinde yer alan MASAK raporları, FETÖ ile iltisaklı olduğu iddia edilen … Gazetesi, …TV, …. Haber gibi kuruluşlarda sanıklar ve sanıkların ortak ve sahibi oldukları şirketler aleyhine yapılan yayım ve yayınlar, bu yayın ve yayımlar nedeniyle sanıklar tarafından açılan tazminat davaları, bu davalar kapsamında verilen Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.10.2015 tarih ve 2015/17 Esas, 2015/384 Karar, Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.04.2016 tarih ve 2015/90 Esas, 2016/203 Karar sayılı ilamları ve sanıkların lehine olup savunmalarında ileri sürdükleri deliller değerlendirilmeyerek, örgüte iltisaktı saptanamayan ….. Bilişim Bilgisayar Eğitim Danışmadık Yazılım Ticaret Sanayi A.Ş.’nin bünyesi altında örgütün amaçları doğrultusunda örgütsel faaliyette bulunduklarına ilişkin kabulün hangi somut delille dayandığının karar yerinde gösterilmemesi.

cc) Ayrıntıları Dairemizin 2017/1809 E. ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;

İçeriği belirlenmese de, açıklanabilir makul bir nedene dayalı olmadan, örgütün üst düzey mensupları veya mahrem imamları ile mutad olmayan görüşmeler örgütsel faaliyet olarak kabul edilebilirse de, Sanıkların, FFTÖ/PDY silahlı terör örgütünün tepe yöneticisi olduğu kabul edilen ….. ve ….. ile iletişimlerinin sahibi bulundukları firma faaliyeti kapsamında iş ilişkisi çerçevesinde görüştüklerine ilişkin savunmanın aksi ispat edilemediği halde hükme esas alınması,

dd) BDDK’nın 29.05.2015 tarihli kararı ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen ve 22 Temmuz 2016 tarihli kararı ile de 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 107. maddesinin son fıkrası gereğince faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal bankacılık faaliyetlerine devam eden, FTÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ’de gerçekleştirilen mutat hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilmeyeceği, örgüt talimatı doğrultusunda, örgüte yarar sağlamak amacıyla hesap açma işlemlerinin yapıldığının ortaya konulması gerekliliği karşısında, dosya içerisinde yer alan MASAK raporlarında da görüleceği üzere, yargılamaya konu …… Bilişim Bilgisayar Eğitim Danışmanlık Yazılım Ticaret Sanayi A.Ş. isimli firma ile sahihi ve ortağı olan sanıkların, finansal durumları, iş hacmi, başka bankalarda aynı tarihlerde gerçekleştirdikleri bankacılık faaliyetleri ve mevduat işlemleri, adı geçen bankadaki hesapların kapanış ile mevduatların sonlandırıldığı tarih, tanık ……’un duruşmadaki beyanları, sanık savunmaları ve tüm dosya kapsam, nazara alınarak; sanıkların örgüt ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ’de gerçekleştirilen hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet yada örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceğinin tartışmasız bırakılması,

Dosya kapsamı itibariyle örgütsel bağlarını ortaya koyan herhangi bir kod adı veya örgütsel iletişim ağı kullandığı saptanamayan, FETÖ/PDY’nin terör örgütü olarak kamuoyu tarafından bilinir hale geldiğinden sonra örgütsel faaliyetleri tespit edilemeyen sanıkların, Ceza hukukunun genel prensiplerinden olan şüpheden sanık yargılanır ilkesi uyarınca bir suçtan cezalandırılmanın temel koşulunu, suçun kuşkuya yer verilemeyeceği şekilde ispat edilmesine bağlı olduğunu, kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddiaların sanıkların aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, yine ceza mahkumiyetinin yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşan olası kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanması ve bu ispatın hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkla olması gerekliği, yüksek de olsa bir olasılığa dayalı olarak sanıkların cezalandırılmasının ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaştırmayacağı, ceza yargılamasında mahkumiyetin büyük veya küçük olasılığa değil her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmasının şart olduğu, adli hataların önüne geçebilmenin de başka bir yolu olmadığı da nazara alınarak, FETÖ/PDY’nin terör örgütü olduğu kamuoyu tarafından bilinir hale gelmeden önce örgütle iltisaklı bir kısım faaliyetlerin sempati düzeyini aşar nitelikte olmadığı, silahlı terör örgütünün hiyerarşisine dahil olunduğunun kabulü için süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren faaliyet biçimimde değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından, sanıkların terör örgüt üyesi olduklarına ilişkin kabul yeterli gerekçeyi içermediği halde; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1, T.C. Anayasasının 141/2, CMK’nın 34/1 ve 230/1-b-c maddelerine de aykırılık oluşturacak şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

Sonuç: Kanuna aykırı olup, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA; bozma nedenlerine, tutuklulukta geçirilen süreye, kaçma şüphesi ve delillerin karartılacağına dair somut olguların ortaya konulmaması ve tutuklamadan umulan yararın adli kontrol ile sağlanabileceğinden; 5271 sayılı CMK’nın 109/3-a maddesi gereğince “yurtdışına çıkamamak” adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle sanıklardan ……’ın TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde DERHAL SALIVERİLMESİNİN sağlanması için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Ankara 29. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)