Genel Ocak 30, 2026

Ceza Muhakemesinde Yargılamanın Yenilenmesi

argılamanın yenilenmesi müessesi; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Olağanüstü Kanun Yolları” https://orcunakbulut.com/bulten/kesinlesmis-hapis-cezasi-bozulur-mu/başlıklı üçüncü kısmının, üçüncü bölümünde, CMK m.311 ila m.323’de düzenlenmiştir. Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen kararlara karşı gidilebilen olağanüstü bir kanun yoludur. Bu kanun yoluiade-i muhakeme” olarak da anılır.

Sadece düzenlendiği bölüme bakıldığında bile, yargılamanın yenilenmesi kanun yolunun istisnai olduğu anlaşılmaktadır. Hükmün ilk fıkrasında; bu kanun yoluna ancak kesinleşmiş bir hüküm için gidilebileceği belirtilmiştir. Diğer bir ifadeyle; kesinleşen karara konu ve sonuca müessir bir adli hatanın giderilebilmesini sağlayacak başka yol olması halinde, yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemeyecektir (CMK m.315/2). Bununla birlikte; Anayasa Mahkemesi’ne veya İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulması, adli hatanın giderilmesini sağlayacak bir yol olmadığından, yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesine engel değildir. Bu doğrultuda, yargılamanın yenilenmesinin kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturduğu söylenebilir

CMK m.311 anlamında yargılamanın yenilenmesi yoluna, maddenin başlığından ve ilk fıkrasından anlaşılacağı üzere, sadece hükümlü lehine gidilebilmektedir. Elbette bu ifade, başvurabilecek kişileri hükümlünün kendisi ile kısıtlamamakta, onun lehine olmak koşuluyla; eşi, kanuni temsilcisi ve açık arzusuna aykırı olmamak kaydıyla avukatı da bu kanun yoluna başvurabilecektir (CMK m.261 ve m.262). Cumhuriyet savcısı ise, CMK m.311’e göre hükümlü lehine ve hem de CMK m.314 uyarınca hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurabilir (CMK m.260). Bu çerçevede, “Kanun Yolları” bölümünün (Altıncı Kitap), birinci kısmında düzenlenen genel hükümler, burada da uygulanmaktadır (CMK m.317).

Belirtmeliyiz ki; hükümlünün ölmesi veya cezasının infaz edilmesi, bu kanun yoluna başvurulması için bir engel değildir (CMK m.313). Bu doğrultuda CMK m.313; hükümlünün ölmesi halinde eşinin, üstsoyunun, altsoyunun ve kardeşlerinin yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabileceğini düzenlemiştir. Bu kanun yolunun açık olmasının nedeni, Ceza Muhakemesi Hukukunun beraat etme hakkına verdiği önem ile adalet karşısında mağdur olmuş kişilerin ve yakınlarının mağduriyetinin giderilmesi gerekliliğidir. Adli hatanın düzeltilmesi bu anlamda bir zorunluluk teşkil etmektedir. Beraat etme ve lekelenmeme hakkına verilen önem nedeniyle yukarıda sayılan kişilerin yokluğu halinde, Adalet Bakanının da yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunabileceği öngörülmüştür.

Burada dikkat edilmesi gereken husus; yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulurken, talebin yasal nedenleri ile istemin dayandırıldığı delillerin eklenmesi gerektiğidir (CMK m.317/2). Aksi takdirde yargılamanın yenilenmesi istemi reddedilecektir.

Başvuru; hükümlü, Kanunda gösterilen yakınları, temsilcisi veya avukatı tarafından ilk kararı veren mahkemeye, yani ilk derece mahkemesine bir dilekçe ile yasal gerekçe ve bu gerekçeyi doğrulayacak deliller gösterilip açıklanmak suretiyle yapılır. Başvuru dilekçesinde, somut yasal gerekçe ve bunu doğrulayan deliller mutlaka gösterilip açıklanmalıdır. İlk derece mahkemesi olarak karar vermediği takdirde, Yargıtay’a yargılamanın yenilenmesi başvurusunda bulunulamaz. İstinaf kanun yolu incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi ceza dairesine, ancak ceza dairesinin ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp işin esasına girmek suretiyle yeni karar verdiği hallerde başvurulabilir.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 ila 51. maddelerinde düzenlenen “Bireysel Başvuru” kanun yolu kapsamında ihlal kararı veren Anayasa Mahkemesi; “Kararlar” başlıklı m.50/2 uyarınca tespit edilen ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığı durumda, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Hükümde geçen ilgili mahkemenin kovuşturma aşamasında dosyaya bakan ilk derece mahkemesi mi, bölge adliye mahkemesi ceza dairesi mi, yoksa temyiz mercii sıfatıyla dosyayı inceleyen Yargıtay mı olacağını, somut olayın özelliklerine, dosya ve ihlal kararı gerekçesine göre Anayasa Mahkemesi belirler.

Prensip olarak Yüksek Mahkeme, ilk derece mahkemesine veya ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp yerine karar vermişse bölge adliye mahkemesi ceza dairesine dosyayı gönderebilir. Bununla birlikte, ihlal Yargıtay’ın temyiz incelemesinden veya bu inceleme sırasında verilen bir ara karardan veya nihai karardan kaynaklanmışsa, bu durumda ihlal kararının bir örneğinin gönderileceği yargı mercii Yargıtay olacaktır. 6216 sayılı Kanunda düzenlenen bireysel başvuru adlı yol olağanüstü bir kanun yolu olarak nitelendirilmekte ve CMK m.311 ila 323’de düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kanun yolundan farklı ele alınıp tatbik edilmektedir. İdari eylem ve işlemler bireysel başvuruya konu olabildiği gibi, olağan kanun yollarından geçip kesinleşmiş yargı kararlarına karşı da, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi güvencesinde olan bir temel hak ve hürriyetin ihlal edildiği iddia eden kişi bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne gidebilir.

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararı verdiği durumda, bu ihlal sebebinin yargı kararının esasına ve sonucuna etki olup olmadığına bakılmaksızın, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu her vaziyette ilgili mahkeme ihlal kararını dikkate almak suretiyle yeniden yargılama yapar. Anayasa Mahkemesi ihlal kararında; tespit ettiği ihlali ve bunun nasıl ortadan kaldırılacağını karar verebilir, fakat ihlale konu yargı kararını ortadan kaldıramaz veya mahkemenin yerine geçip bir karar veremez veya mahkemeye nasıl karar vereceğini gösteremez. Yeniden yargılama yolunu açan mahkeme, ihlali ve sebebini dikkate almak suretiyle yeni bir karar verir. Bu yeni kararda önemli olan kararın sonucu değil, Anayasa Mahkemesi’nin tespit ettiği hak ihlalinin giderilip giderilmediğidir. CMK m.311’de düzenlenen klasik yargılamanın yenilenmesi sebebinin esasa müessir olduğuna dair tespit ile 6216 sayılı Kanunda düzenlenen bireysel başvuru yolu sonucunda işleyecek yeniden yargılama süreçleri farklıdır.

Yargılamanın yenilenmesi başvurusunda, Ceza Muhakemesi Kanunu herhangi bir süre göstermemiştir. Başvuru süresinin gösterilmesi; yargılamanın yenilenmesi müessesesinin amacına, fonksiyonuna ve mantığına aykırı olurdu. Bu olağanüstü kanun yolunda; kesinleşmiş hükümlerde bulunan ve işin esasına müessir adli hataların düzeltilmesi öngörüldüğünden, başvuruda süre öngörülmemesi kanun yolu sistematiğine uygundur. Kanun koyucu özellikle hükümlünün lehine olabilecek maddi hakikate önem vermiş ve sanığın mağdur edildiğinin sonradan tespit edilmesi halinde, bunun giderilmesi hedeflenmiştir.

Herhangi bir süre sınırlanması bulunmamasıyla birlikte, bu kanun yoluna birden fazla kez de başvurulabilecektir. Mahkeme, ilk başvuruda ileri sürülen delil bakımından şartların oluşmadığı kanaatine ulaşsa da, ileride yeni bir delilin ortaya çıkması halinde yargılamanın yenilenmesi yoluna tekrar başvurulabilecektir.

Süre sınırının istisnası CMK m.311/1-(f)’de öngörülmüştür. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, İnsan Haklarına ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme’nin veya eki protokollerinin ihlali suretiyle bir mahkumiyet hükmü verildiğini, kesinleşmiş kararı ile tespit ettiğinde, yargılamanın yenilenmesi başvurusu hak düşürücü süreye tabi olacaktır. Bu bent doğrultusunda, İHAM kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmalıdır. CMK m.311/2’de; (f) bendine giren hükümlerin, ancak 04.02.2003 tarihinden itibaren kesinleşmiş kararlar ve bu tarihten sonra yapılan başvurular için geçerli olacağı düzenlenmiştir.

Yargılamanın yenilenmesi bakımından dava zamanaşımını iki yönlü incelemek gerekir. Yargılamanın yenilenmesi hükümlerinin düzenlendiği bölümde özel bir süre öngörülmediğinden, Türk Ceza Kanunu’nun Genel Hükümler (Birinci Kitap) bölümünde düzenlenen dava zamanaşımı (TCK m.66) uygulanacaktır. Örneğin; TCK m.102/5 tanımlanan nitelikli cinsel saldırı suçu işlendiğinde, bu suç için dava zamanaşımı 30 yıl olduğundan, bu süre geçtikten sonra CMK m.314 uyarınca hükümlünün aleyhine yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamayacaktır. Ancak bu zamanaşımı süresi, CMK m.311 uyarınca hükümlü lehine yapılacak yargılamanın yenilenmesi başvuruları için geçerli değildir. Maddi gerçeğe ulaşılabilmesi ve adaletin sağlanabilmesi için bu yol hükümlü lehine açık bırakılmış, hukuk güvenliğinin ve öngörülebilirliğin sağlanabilmesi için ise, sanık ve hükümlü aleyhine bu yola başvurulabilmesi dava zamanaşımı ile kısıtlanmıştır. Aynı şekilde genel af da hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesine engel değildir.

Başvuru nedenleri CMK m.311’de şu şekilde sayılmıştır:

“a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.

b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.

c) Hükme katılmış olan hakimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkumiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.

d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.

e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte gözönüne alındıklarında sanığın beraatına eya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.

f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu halde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir”.

CMK m.311/1-(a), (b) ve (c) bentlerinde ortak husus, kesinleşen mahkumiyet hükmünün bulunması gerektiğidir. Belgenin sahteliğinin mahkeme kararıyla belirlenmesi, tanık veya bilirkişinin yalan tanıklık veya gerçeğe aykırı görüş bildirme suçlarından hüküm altına alınması, yargıcın en azından görevini kötüye kullanma suçunun saptanmış olması gerekir. CMK m.311/1-(d) durumunda ise, bir hukuk mahkemesinin kesinleşmiş kararının bulunması gerekmektedir.

Yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden en geniş kapsamlısı ve açıklamaya en ihtiyaç duyulanı ise, (e) bendinde düzenlenen “yeni olay veya yeni delil” kavramıdır. Bu kavram, bir anlamda maddede sayılmış olan diğer halleri de kapsamaktadır, çünkü belirtilen her hal dosya kapsamında hükmü etkileyen önemli bir yenilik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yargılama sürecinde, bu kavramın ne ifade ettiğinin net bir şekilde anlaşılabilmesi için Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.03.2014 tarihli, 2012/3-909 E. ve 2014/121 K. sayılı kararı incelenmelidir. Yargıtay bu kararında, kavramı şu şekilde açıklamaktadır; “Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için ‘yeni’ olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın ‘yeni’ olarak nitelendirilmektedir. Olay veya delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan veya mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da ‘yeni’ sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de ‘yeni’ sayılmaktadır”.

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere; delile yeni ulaşılması önemli olmayıp, delilin yargılama müddetince değerlendirilememiş, yani muhakeme sırasında mahkemece değerlendirilmemesi, CMK m.311/1-(e)’de geçen “yeni” kavramının varlığı için yeterlidir. Bu nedenle delil; hüküm kesinleşinceye kadar herhangi bir aşamada adli mercilere sunulmuşsa ve bu delil unutulmayıp dikkate alınmış ve değerlendirilmişse, artık bu olguya dayanılarak yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemeyecektir. Mahkemenin bilgisine sunulan, fakat dikkate alınmayan veya soyut gerekçe ile reddedilen sonuca etkili delil, yargılamanın yenilenmesi sebebi olur mu? Mahkemenin bilgisine sunulduğu halde hiç dikkate alınmayan, ortaya koyulup tartışılmayan delil bakımından yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulabilir. Bununla beraber; mahkemeye sunulan ve mahkemenin bilgisinde olan, dosyaya gelen, getirtilen veya koyulan bir delilin dikkate alınmaması veya soyut gerekçe ile reddi bir yargılamanın yenilenmesi sebebi değil, Başsavcı itirazına (CMK m.308) veya başsavcılık itirazına (CMK m.308/A) veya kanun yollarına gidilmemişse kanun yararına bozmaya (CMK m.309) veya “açıkça keyfilik, dayanaktan yoksunluk” gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruya konu edilebilir.

Bir delil; temyiz aşamasında veya istinaf tarafından ilk derece mahkemesine geri gönderildiğinde sunulmuşsa, hüküm kesinleştikten sonra “yeni” niteliğini haiz olmayacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.03.2014 tarihli kararında ayrıca; sonradan ortaya çıkan bu olgunun yeni olması ile birlikte “önemli” olmasını da aramaktadır. Dolayısıyla; CMK m.311’in lafzı ile de paralel olarak, ileri sürülen delillerin veya ortaya koyulan olayların, sanığın beraatına veya daha hafif bir ceza almasına neden olacak nitelikte olması gerekmektedir.

Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi sebepleri bu şekilde düzenlenmişken, hükümlü veya sanık aleyhine yapılacak olan yargılamanın yenilenmesi yolu bakımından bulunması gereken sebepler CMK m.314’de düzenlenmiştir. CMK m.311’de olduğu gibi burada da sınırlı sayı prensibi benimsenmiş ve hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi sebepleri daha dar tutulmuştur. Örneğin burada, “yeni olay, yeni delil” kavramı hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmemiştir. Böylece, CMK m.314/1-(c) kapsamına girmeyen yeni delil veya yeni olay, hükümlü aleyhine sonuca etkili olsa bile yargılamanın yenilenmesi sebebi olamayacaktır. Uygulamada; beraatla sonuçlanan, ancak sonradan hakkında beraat kararı verilen kişinin mahkum edilmesi gerektiğine dair elde edilen bir delil CMK m.314’de sayılan üç nedenden en az birisi kapsamına girmediği takdirde, beraat kararının “kesin hüküm” etkisi ortadan kalkmayacak, maddi hakikat ve adalet bakımından rahatsız edici olsa da yargılanıp beraat eden veya daha az ceza ile cezalandırılan kişi aleyhine sonuç değişmeyecektir. Kanun koyucu; kesinleşen bir kararda hükümlü lehine ortaya çıkan ve sonucu etkileyen bir yeni nedenin dikkate alınmamasını maddi hakikat ve adalet bakımından rahatsız edici bulmakta iken, aynı düşünceyi hükümlü aleyhine olacak yeni delilde veya yeni olayda muhafaza etmemiş, bu hususta soruşturma ve kovuşturmanın itina ile yapılmasını öngörmüştür. Soruşturma aşamasında deliller en iyi şekilde toplanmalı ve kovuşturma aşamasında da değerlendirilmelidir. Maddi hakikate ve adalete ulaşılabilmesi için gereken soruşturma ve kovuşturmanın yapılmadığı, yetersiz kaldığı ve sonradan beraat eden veya hak ettiğinden az ceza alan kişinin aleyhine yeni delile veya yeni olaya ulaşıldığında, bu neden CMK m.314/1’de sayılan üç halden birisine girmediği takdirde, hükümlü aleyhine kullanılamayacak ve sonuca etkili olmayacaktır.

Hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi sebepleri CMK m.314’de üç bent halinde sayılmıştır;

“a) Duruşmada sanığın veya hükümlünün lehine ileri sürülen ve hükme etkili olan bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.

b) Hükme katılmış olan hakimlerden biri, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkumiyetini gerektirecek nitelikte olarak görevlerini yapmada sanık veya hükümlü lehine kusur etmiş ise.

c) Sanık beraat ettikten sonra suçla ilgili olarak hakim önünde güvenilebilir nitelikte ikrarda bulunmuşsa”.

Madde; CMK m.311 ile kısmen paralel olmakla birlikte, daha sınırlı bir şekilde düzenlenmiştir. CMK m.314/1-(a) ve (b) bentleri, CMK m.311’de de benzer şekilde düzenlenmiştir. Burada temel fark kendisini (c) bendinde göstermektedir.

Bu bent uyarınca sanık; kendisi hakkında beraat kararı verildikten sonra, atılı suçu işlediğine dair ikrarda bulunmalıdır. Sanık dışında ikrarda bulunanın beyanı, beraat eden sanığın aleyhine yargılamanın yenilenmesi sebebi olmayacaktır. Kanun koyucunun, sanığın ikrarını güvenilebilir olması koşuluna bağlaması yerindedir. Kabul etmek gerekir ki, kimse kendisinin lehine verilen hüküm sonucunda hakim karşısına geçip bu hükmün yanlış olduğunu ve aslında aleyhine bir hüküm verilmesinin gerektiğini söylemez. Kanun koyucunun bu hükümle; suç üstlenme durumlarının önüne geçip, gerçek faillerin ortaya çıkarılmasını hedeflediği ileri sürülebilir. Belirtmeliyiz ki; CMK m.314’ün ilk iki bendinde sanığın veya hükümlünün aleyhine beraat veya az ceza verilmesi kararını kaldırmaya dair bir fark gözetilmemişken, (c) bendinde sanığın beraatına yer verilmiş ve hakim önünde güvenilebilir nitelikte ikrar bu yönden yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılmıştır.

Yargılamanın yenilenmesi koşulları CMK m.311 ve m.314’de gösterilmiş olmakla birlikte, CMK m.315 ile iki koşul daha eklenerek bu kapsam daraltılmıştır. Bu madde de belirtilen koşullar, hem aleyhe ve hem de lehe olan başvurularda aranmaktadır. İlk koşul, kanunun aynı maddesinde yer almış sınırlar içerisinde olmak kaydıyla cezanın değiştirilmesi sonucunu hedefleyen başvurulardır. Görüldüğü üzere kanun koyucu, prensip olarak cezanın azalmasına veya artmasına yol açabilecek sebebi yargılamanın yenilenmesi gerekçesi saymak istememiştir. Ancak bunu da kanunun aynı maddesinde yer almış sınır içinde olma kaydına bağlanarak, bunun dışında kalan ceza değişikliğinin yargılamanın yenilenmesi yoluna konu edilebileceği ifade edilmiştir. Örneğin; kasten insan öldürme suçunun TCK m.81 kapsamında değil de m.82’ye girdiği tespit edildiğinde, bu durum CMK m.315/1’in dışında kalacaktır. Yine TCK m.29’da yer alan haksız tahrikin tatbik edilip edilmeyeceğine dair tespit de CMK m.315/1’in kapsamı dışında kalabilir. CMK m.311/1-(e) dikkate alındığında, hükümlü lehine ceza değişikliğine yol açabilecek yeni olay ve yeni delil sebebi yargılamanın yenilenmesine dayanak olabilecektir.

CMK m.315/2’de yer alan ikinci koşul ise, yukarıda da belirttiğimiz üzere hatanın giderilmesi için başka bir yolun olmasıdır. Kanun koyucu burada sınırlı bir sebep belirtmeksizin, kararda bulunan hatanın giderilebilmesini sağlayacak herhangi bir yolun varlığı halinde, öncelikle bu yolun kullanılması gerektiğini ve yargılamanın yenilenmesine başvurulamayacağını işaret etmiştir.

Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; bir suç iddiasına dayandırılan yenileme istemi, ancak bu fiilden dolayı kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü verilmiş veya mahkumiyeti gerektirecek nitelikte kuvvetli delil bulunmaması dışında bir nedenle ceza soruşturmasına başlanılamamış veya sürdürülememişse kabul edilebilir (CMK m.316). Maddenin ikinci cümlesi de CMK m.316 ile CMK m.311/1-(e) aynı anda uygulama alanı bulamayacağını açıklanmıştır. CMK m.311/1-(e) uygulanabildiği hallerde, CMK m.316’nın tatbiki gündeme gelmeyecektir.

Bu kapsamda; bir suç işlenmiş, ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü verilmemişse veya toplanan delillerin oluşturduğu şüphe derecesi dışında bir sebeple, örneğin ihbar ve şikayet soyut ve genel nitelikte ise veya şikayetten vazgeçilmesi sonucunda soruşturmaya yer olmadığına karar verildi ise, CMK m.316 kapsamında yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemeyecektir. Buradan da anlaşılacağı üzere; CMK m.311/1-(e) uyarınca, yeni bir delil veya olay ortaya çıktığında ve bunun değerlendirilmesi sonucunda şüphe derecesi artabileceğinden, CMK m.311/1-(e) ile CMK m.316’nın aynı anda uygulama alanı bulması mümkün değildir.

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

Bu kategoride başka benzer yazı bulunamadı.