İdare Hukuku
İdari yargıda hak kaybına neden olan en önemli konulardan biri dava açma süresidir. Bir idari işlem açıkça hukuka aykırı olsa dahi davanın kanunda öngörülen süre geçirildikten sonra açılması, uyuşmazlığın esasına girilmeden davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesine yol açabilir.
Bu nedenle bir kamu kurumundan ret kararı, disiplin cezası, atama veya nakil işlemi, görevden uzaklaştırma kararı, ruhsat iptali ya da başka bir idari işlem tebliğ edildiğinde ilk sorulması gereken sorulardan biri şudur:
“İdare mahkemesinde dava açmak için ne kadar sürem var?”
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda genel dava açma süresi düzenlenmiştir. Ancak her idari uyuşmazlıkta otomatik olarak aynı sürenin uygulanacağını düşünmek ciddi bir hata olabilir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre, özel kanunlarda ayrı bir süre gösterilmeyen hallerde dava açma süresi Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 gündür.
Vergi mahkemelerinde ise genel dava açma süresi 30 gündür.
Dolayısıyla idare mahkemesinde açılacak davalar bakımından temel kural:
60 gündür.
Ancak buradaki en önemli ifade “özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde” ifadesidir.
Çünkü bazı idari uyuşmazlıklar için kanun koyucu genel 60 günlük süreden farklı ve daha kısa dava açma süreleri öngörmüş olabilir.
Bu nedenle bir idari işlem tebliğ edildiğinde yalnızca İYUK’taki genel 60 günlük süreye bakılması yeterli değildir. Öncelikle uyuşmazlığın özel bir dava açma süresine tabi olup olmadığı araştırılmalıdır.
İdari uyuşmazlıklarda dava açma süresi kural olarak yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.
Başka bir ifadeyle tebliğin yapıldığı gün sürenin hesabına dahil edilmez.
Örneğin bir idari işlem 1 Ekim tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmişse, genel kural bakımından süre 2 Ekim tarihinde işlemeye başlar.
Ancak bu örnek yalnızca genel hesaplama mantığını göstermek içindir. Somut uyuşmazlıkta özel dava süresi, özel başvuru yolu veya farklı bir süre başlangıcı bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Kural olarak hayır.
İYUK‘taki sürelerin hesabında süre tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.
Bu ayrım özellikle son gün hesabında önemlidir.
İdari dava açma sürelerinde bir günlük hesap hatası dahi davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesine neden olabileceğinden, sürenin başlangıç ve bitiş tarihinin dikkatli hesaplanması gerekir.
İYUK uyarınca tatil günleri sürelere dahildir.
Ancak sürenin son günü tatil gününe rastlarsa süre, tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar.
Dolayısıyla hafta sonlarının süre hesabından tamamen çıkarıldığı şeklindeki düşünce yanlıştır.
Cumartesi ve pazar günleri de süre içerisinde işlemeye devam eder. Önemli olan sürenin son gününün tatil gününe denk gelip gelmediğidir.
İdari yargıda “çalışmaya ara verme” döneminin süreler bakımından özel sonuçları bulunmaktadır.
2577 sayılı Kanun’da yazılı sürelerin bitmesinin çalışmaya ara verme zamanına rastlaması halinde, kanundaki özel uzama kuralı uygulanabilir.
Bu nedenle özellikle yaz döneminde sona eren dava sürelerinde yalnızca takvim hesabı yapılması yerine İYUK’un sürelerle ilgili hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Hayır.
İdare mahkemelerinde genel dava açma süresinin 60 gün olması, bütün idari uyuşmazlıklarda mutlaka 60 günlük sürenin uygulanacağı anlamına gelmez.
Özel kanunlarda daha farklı dava açma süreleri düzenlenmiş olabilir.
Bu nedenle “idari davalarda her zaman 60 gün vardır” şeklinde hareket etmek doğru değildir.
Dava konusu işlemin hangi mevzuata dayandığı ve özel bir dava açma süresinin bulunup bulunmadığı mutlaka kontrol edilmelidir.
İdari yargıda dava açma süresi mahkemenin ilk inceleme aşamasında değerlendirdiği konulardan biridir.
Dava süresinde açılmamışsa mahkeme, uyuşmazlığın esasındaki hukuka aykırılık iddialarını incelemeden süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verebilir.
Başka bir ifadeyle;
idarenin işlemi gerçekten hukuka aykırı olabilir,
davacının esas yönünden güçlü delilleri bulunabilir,
işlem ciddi mağduriyet yaratmış olabilir.
Buna rağmen dava açma süresi geçirilmişse uyuşmazlığın esasının incelenmesi mümkün olmayabilir.
Bu nedenle idari işlemin tebliğinden sonra yapılacak ilk hukuki incelemelerden biri süre hesabıdır.
Bu sorunun cevabı başvurunun hukuki niteliğine göre değişir.
2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamında ilgililer, idari dava açmadan önce idari işlemin kaldırılmasını, geri alınmasını, değiştirilmesini veya yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan; üst makam yoksa işlemi tesis eden makamdan isteyebilir.
Kanunda öngörülen şartlara uygun bir İYUK m.11 başvurusu, işlemeye başlamış dava açma süresini durdurabilir.
Ancak burada son derece önemli bir ayrım bulunmaktadır:
Her dilekçe, her itiraz ve her kuruma yapılan başvuru dava açma süresini durdurmaz.
Başvurunun süresinde yapılması, doğru makama yöneltilmesi ve hukuki niteliğinin değerlendirilmesi gerekir.
Bu nedenle “kuruma dilekçe verdim, 60 günlük süre yeniden başladı” düşüncesi her olay bakımından doğru değildir.
Kural olarak başvuru öncesinde geçen süre yok olmaz.
İYUK m.11 kapsamında yapılan başvuru dava açma süresini kesmekten ziyade durdurur.
İdarenin başvuruyu reddetmesi veya kanunda öngörülen sürede cevap vermemesi üzerine dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam eder.
Örneğin genel 60 günlük dava açma süresinin belirli bir bölümü geçtikten sonra İYUK m.11 kapsamında başvuru yapılmışsa, başvuru reddedildiğinde baştan yeni bir 60 günlük süre bulunduğu varsayılmamalıdır.
Başvurudan önce geçen süre de hesaba katılır.
Bu konu uygulamada önemli hak kayıplarına neden olabildiğinden “İYUK 11 Başvurusu Nedir? Dava Süresini Durdurur mu?” başlıklı ayrı rehberimizde ayrıntılı olarak incelenecektir.
İdari makamların başvurulara cevap vermemesi halinde “zımni ret” kurumu gündeme gelebilir.
Ancak zımni ret süresinin ve bundan sonraki dava açma süresinin hesabı, yapılan başvurunun İYUK’un hangi hükmü kapsamında olduğuna göre değerlendirilmelidir.
İdari makamdan ilk defa bir işlem veya eylem yapılmasının istenmesi ile mevcut bir idari işlemin kaldırılması veya değiştirilmesinin istenmesi aynı hukuki kurum değildir.
Bu nedenle İYUK m.10 ile İYUK m.11’in birbirine karıştırılmaması gerekir.
Serimizin devamında hem İYUK m.10 başvurusunu hem de zımni ret kurumunu ayrı ayrı ele alacağız.
Anayasa’nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı belirtilmektedir.
Bireysel idari işlemlerde yazılı bildirim bu nedenle son derece önemlidir.
Ancak somut olayda işlemin niteliği, ilgilinin işlemden ne şekilde haberdar olduğu, mevzuattaki özel hükümler ve yargısal içtihatlar birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle usulsüz tebligat veya hiç tebligat yapılmaması idari davalarda ayrı bir hukuki inceleme gerektirebilir.
Bu nedenle “tebligat yapılmadıysa süre hiçbir şekilde başlamaz” şeklinde bütün uyuşmazlıklara uygulanabilecek kategorik bir sonuca varmak doğru değildir.
Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmekle yükümlüdür.
Bu nedenle idari işlemde başvuru yolu ve süresinin gösterilmesi hukuki güvenlik ve hak arama özgürlüğü bakımından önemlidir.
Tebligatta kanun yolu veya dava açma süresinin hiç gösterilmemesi ya da yanlış gösterilmesi halinde dava süresinin nasıl değerlendirileceği ise somut olayın özellikleri ve ilgili yargı içtihatları çerçevesinde ayrıca incelenmelidir.
Böyle bir durumda “nasıl olsa 60 gün geçti” düşüncesiyle doğrudan haktan vazgeçilmemelidir.
Elektronik tebligat yapılan idari işlemlerde tebliğ tarihinin belirlenmesinde elektronik tebligata ilişkin özel hükümler dikkate alınmalıdır.
Elektronik tebligatın sisteme ulaştığı tarih ile hukuken tebliğ edilmiş sayıldığı tarih her zaman aynı olmayabilir.
Bu nedenle UETS veya başka bir elektronik tebligat sistemi üzerinden alınan idari işlemlerde süre hesabı yapılırken yalnızca belgenin sisteme düştüğü tarihe bakılması hatalı sonuç doğurabilir.
Öncelikle hukuki tebliğ tarihi belirlenmeli, ardından ilgili dava açma süresi hesaplanmalıdır.
İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar.
Bununla birlikte düzenleyici işlemin daha sonra ilgili kişi hakkında uygulanması halinde, uygulama işlemi üzerinden düzenleyici işlemin veya uygulama işleminin dava konusu edilmesine ilişkin İYUK’ta özel düzenlemeler bulunmaktadır.
Bu alan özellikle yönetmelik, genel düzenleyici işlem ve bunlara dayanılarak tesis edilen bireysel işlemlerde önem taşır.
Dolayısıyla bireysel işlem ile düzenleyici işlem bakımından süre başlangıcının aynı olduğu varsayılmamalıdır.
Kural olarak süresi geçirilmiş bir idari işleme karşı yeniden dilekçe verilmesi, geçmiş olan dava açma süresini kendiliğinden yeniden başlatmaz.
Bu nokta uygulamada yapılan önemli hatalardan biridir.
Kişi 60 günlük genel dava açma süresini geçirdikten sonra idareye yeniden dilekçe vererek aldığı ret cevabının kendisine yeni bir dava açma süresi sağladığını düşünebilir.
Ancak daha önce kesinleşmiş bir işlem bakımından yapılan her yeni başvuru, eski işleme karşı dava açma süresini yeniden doğurmaz.
Bu nedenle süresi geçtiği düşünülen bir işlem bakımından yeni bir başvuru yapılmadan önce hukuki durumun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Kamu görevlilerinin atama ve nakil işlemleri idari işlemdir.
Bu işlemlere karşı açılacak davalarda tebliğ tarihi ve varsa özel düzenlemeler önem taşır.
Özellikle öğretmen, sağlık personeli, polis, jandarma, üniversite personeli, belediye personeli ve diğer kamu görevlileri bakımından atama veya nakil işleminin uygulanmaya başlamasını beklemek, dava süresi açısından risk yaratabilir.
Ayrıca işlemin uygulanması halinde telafisi güç sonuçların doğacağı düşünülüyorsa iptal davasıyla birlikte yürütmenin durdurulması talebi de değerlendirilmelidir.
Kamu görevlisine verilen disiplin cezasının iptali isteniyorsa öncelikle kararın tebliğ tarihi belirlenmelidir.
Bunun yanında ilgili personel mevzuatında öngörülen idari itiraz yolları ve bu yolların dava süresine etkisi ayrıca incelenmelidir.
Disiplin cezasına karşı kurum içinde itiraz edilmiş olması, her durumda dava açma süresinin istenildiği kadar uzayacağı anlamına gelmez.
Bu nedenle disiplin kararının kendisi, tebliğ belgesi ve varsa itiraz üzerine verilen karar birlikte değerlendirilmelidir.
Aydın, Denizli ve Muğla’da kamu kurumları tarafından tesis edilen idari işlemlere karşı açılacak davalarda da temel süre kuralları aynıdır.
Ancak uyuşmazlığın konusu görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesini etkileyebilir.
Özellikle kamu personeli uyuşmazlıklarında;
atama,
nakil,
disiplin cezası,
görevden uzaklaştırma,
memuriyetten çıkarma,
başvurunun reddi
gibi işlemlerde tebliğ belgesinin saklanması önemlidir.
İdari işlem elinize ulaştığında yalnızca “bu karar hukuka uygun mu?” sorusunun değil, aynı zamanda “dava açmak için son gün hangi tarih?” sorusunun da cevaplandırılması gerekir.
Dava dilekçeleri mahkeme tarafından ilk incelemeye tabi tutulur.
Süre aşımı da bu incelemenin konularından biridir.
Davanın kanuni süresinden sonra açıldığı tespit edilirse mahkeme davanın esasına girmeden süre aşımı nedeniyle ret kararı verebilir.
Bu nedenle idari yargıda süre, yalnızca usule ilişkin basit bir ayrıntı değildir.
Bazen dosyanın sonucunu belirleyen ilk mesele süre hesabıdır.
En sık karşılaşılan hatalardan biri tebliğ gününü sürenin ilk günü kabul etmektir.
Bir diğer hata bütün idari davaların 60 günlük süreye tabi olduğunu düşünmektir.
Ayrıca;
idareye verilen her dilekçenin süreyi durdurduğunu düşünmek,
İYUK m.10 ile İYUK m.11 başvurularını birbirine karıştırmak,
İYUK m.11 başvurusundan sonra yeniden 60 gün başladığını varsaymak,
elektronik tebligatta hukuki tebliğ tarihini yanlış belirlemek,
süresi geçmiş işleme yeniden başvurarak dava süresinin canlanacağını düşünmek
ciddi hak kayıplarına neden olabilir.
İdare mahkemesinde genel dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı bir süre öngörülmeyen hallerde 60 gündür.
Ancak doğru soru yalnızca “idari dava kaç gün içinde açılır?” değildir.
Asıl belirlenmesi gereken;
hangi işlemin dava konusu edildiği,
işlemin hangi tarihte tebliğ edildiği,
özel bir dava süresinin bulunup bulunmadığı,
daha önce idareye başvuru yapılıp yapılmadığı,
bu başvurunun İYUK m.10 veya m.11 kapsamında olup olmadığı,
dava açma süresini etkileyip etkilemediği
ve sürenin hangi tarihte sona ereceğidir.
Özellikle Aydın, Denizli ve Muğla’daki kamu personeli ve diğer idari uyuşmazlıklarda idari işlemin tebliğinden sonra süre hesabının gecikmeden yapılması önemlidir.
Çünkü idari yargıda güçlü bir hukuka aykırılık iddiasının bulunması, kaçırılmış bir dava açma süresini her zaman telafi etmeyebilir.
Özel kanunda farklı bir süre öngörülmemişse idare mahkemelerinde genel dava açma süresi 60 gündür.
Kural olarak süre yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.
Evet. Tatil günleri süreye dahildir. Ancak son gün tatil gününe denk gelirse süre takip eden çalışma gününün bitimine kadar uzar.
Her durumda hayır. İYUK m.11 kapsamındaki başvuru şartları mevcutsa süre durabilir; ret sonrasında başvurudan önce geçmiş süre de hesaba katılır.
Hayır. Başvurunun hukuki niteliğinin ve zamanlamasının değerlendirilmesi gerekir.
Kural olarak süresi geçmiş bir işleme yeniden başvurulması eski dava açma süresini kendiliğinden canlandırmaz.
Başvuru yolu ve süresinin gösterilmemesi Anayasa’nın 40. maddesi bakımından önemlidir. Bunun dava süresine etkisi somut olay ve yargı içtihatları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Dava açma süresi ilk incelemede dikkate alınır. Kanuni süresinde açılmayan dava süre aşımı nedeniyle reddedilebilir.
Uzman avukat kadromuz tarafından hazırlanmış bu makale, hukuki bilgilendirme amaçlı yazılmış olup hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır.
İdare Hukuku
İdare Hukuku
İdare Hukuku
İdare Hukuku ve veraset davaları konusunda uzman avukatlarımızla ön görüşme yapabilirsiniz.
Hemen İletişime Geçin