Miras Hukuku
Anne veya babanın sağlığında sahip olduğu ev, arsa, tarla, iş yeri ya da banka hesabındaki parayı çocuklarından birine bağışlaması, ölümünden sonra diğer mirasçılar arasında ciddi uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümü için ise bağış iptali davası açılması gündeme gelebilir.
Özellikle aileye ait taşınmazların tek bir kardeşe devredildiğinin öğrenilmesi üzerine diğer mirasçılar, yapılan bağışın iptal edilip edilemeyeceğini ve kendi miras paylarını geri alıp alamayacaklarını merak etmektedir.
Uygulamada en sık karşılaşılan sorular şunlardır:
Bu soruların cevapları, bağış işleminin niteliğine, yapıldığı tarihe, mirasbırakanın iradesine ve mirasçıların hukuki durumuna göre değişmektedir.
Anne veya babanın sağlığında yaptığı her bağış iptal edilemez. Ancak bazı bağışlamaların geri alınması, saklı payı ihlal eden kazandırmaların tenkisi veya mirasta denkleştirmeye tabi tutulması mümkündür.
Burada özellikle bağışlamanın geri alınması ile mirasçıların açabileceği davalar arasındaki ayrımın doğru yapılması gerekir.
Halk arasında “bağış iptali davası” olarak adlandırılan uyuşmazlıklar, hukuken tek bir dava türünü ifade etmemektedir.
Bağış işleminin hangi nedenle geçersiz sayılmasının veya sonuçlarının ortadan kaldırılmasının istendiğine göre farklı hukuki yollar söz konusu olabilir.
Bunlar başlıca şunlardır:
1. Bağışlamanın geri alınması: Türk Borçlar Kanunu’nun 295 ve devamı maddelerinde belirtilen nedenlerle bağışlayanın yaptığı bağışlamayı geri almasıdır.
2. Tenkis davası: Mirasbırakanın yaptığı bağışlamanın saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal etmesi ve Türk Medeni Kanunu kapsamında tenkise tabi bulunması hâlinde gündeme gelir.
3. Mirasta denkleştirme: Mirasbırakanın sağlığında bazı yasal mirasçılarına yaptığı karşılıksız kazandırmaların miras paylaşımında hesaba katılmasını sağlar.
4. Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası: Mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla tapuda satış gibi göstermesi durumunda söz konusu olabilir.
5. Geçersizliğe dayalı talepler: Bağış işleminin ehliyetsizlik, irade sakatlığı veya kanuni şekil şartlarına aykırılık gibi nedenlerle geçersiz olduğu ileri sürülebilir.
Dolayısıyla bağışın iptali için dava açılmadan önce işlemin hukuki niteliği belirlenmelidir.
Miras hukukunda sık karşılaşılan olaylardan biri, babanın sağlığında taşınmazlarının tamamını veya büyük bölümünü çocuklarından birine bağışlamasıdır.
Örneğin baba, sahip olduğu iki evi ve bir tarlayı çocuklarından birine devretmiş olabilir.
Ölümünden sonra diğer çocuklara herhangi bir taşınmaz kalmaması, yapılan işlemlerin hukuki açıdan incelenmesini gerektirebilir.
Ancak burada ilk araştırılması gereken husus, taşınmazların hangi işlemle devredildiğidir.
Tapuda açıkça bağış işlemi yapılmışsa, bağışlamanın tenkise veya mirasta denkleştirmeye tabi olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Tapuda satış gösterilmiş ancak gerçekte bedelsiz devir yapılmışsa, muris muvazaası iddiası gündeme gelebilir.
Bağış işlemi sırasında mirasbırakanın ayırt etme gücü bulunmuyorsa, işlemin geçersizliğine dayalı tapu iptali ve tescil talebi değerlendirilebilir.
Dolayısıyla aynı taşınmaz devri, işlemin niteliğine göre farklı davalara konu olabilir.
Önemli olan, diğer mirasçılara malvarlığı bırakılmamış olmasından ziyade, yapılan işlemin hangi hukuki sebeple dava konusu yapılabileceğidir.
Annenin sağlığında taşınmazını çocuklarından birine bağışlaması, diğer çocukların ileride miras hakkı talep etmesini her durumda engellemez.
Türk Medeni Kanunu’nun 669. maddesi uyarınca yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları denkleştirmeyi sağlamak üzere terekeye geri vermekle yükümlüdür.
Özellikle mirasbırakanın altsoyuna karşılıksız olarak yaptığı malvarlığı devirleri bakımından denkleştirme hükümleri önemlidir.
Kanuna göre altsoya yapılan bu tür kazandırmalar, mirasbırakan tarafından aksi açıkça belirtilmedikçe kural olarak denkleştirmeye tabidir.
Örneğin annenin iki çocuğundan birine sağlığında bir ev bağışlaması durumunda, bu kazandırmanın miras paylaşımında hesaba katılması gerekebilir.
Ancak mirasbırakanın kazandırmayı denkleştirmeden muaf tuttuğunun anlaşılması veya başka özel koşulların bulunması sonucu değiştirebilir.
Bununla birlikte denkleştirmeden muaf tutulan bir kazandırmanın saklı payı ihlal etmesi hâlinde tenkis hükümleri ayrıca uygulanabilir.
Tapuda bağış yoluyla devredilen bir taşınmazın geri alınabilmesi, somut olayda hukuki bir geri alma veya geçersizlik nedeninin bulunmasına bağlıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 295. maddesinde bağışlamanın geri alınabileceği durumlar düzenlenmiştir.
Buna göre bağışlanan kişinin bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi, bağışlayana veya ailesinden bir kişiye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması ya da yüklemeli bağışlamada haklı neden olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemesi hâllerinde bağışlamanın geri alınması gündeme gelebilir.
Ancak bağışlayanın yalnızca kararından pişman olması, kural olarak tamamlanmış bağışlamayı geri almak için yeterli değildir.
Örneğin baba, evini oğluna bağışladıktan sonra oğluyla tartışmış olabilir.
Sıradan bir aile içi anlaşmazlık, tek başına TBK 295 kapsamında bağışlamanın geri alınması sonucunu doğurmaz.
Buna karşılık bağışlanan kişinin bağışlayana karşı ağır bir suç işlemesi veya kanundan doğan önemli yükümlülüklerini ciddi biçimde ihlal etmesi durumunda geri alma koşulları değerlendirilebilir.
Uygulamada “nankörlük nedeniyle bağışın iptali” olarak bilinen hukuki durum, Türk Borçlar Kanunu’nun 295. maddesi kapsamında değerlendirilir.
Ancak burada her türlü ilgisizlik, kırgınlık veya aile içi anlaşmazlık yeterli değildir.
Bağışlanan kişinin davranışının kanunda belirtilen ağırlığa ulaşması gerekir.
Örneğin bağışlanan kişinin bağışlayana karşı ağır bir suç işlemesi veya bağışlayana yönelik kanuni yükümlülüklerini önemli ölçüde ihlal etmesi geri alma nedeni oluşturabilir.
Bununla birlikte her olayda davranışın niteliği, ağırlığı ve somut koşulları araştırılmalıdır.
Bağışlayanın yaptığı bağıştan pişman olması ile bağışlamanın kanuni nedenle geri alınması birbirinden farklıdır.
Bağışlamanın geri alınması hakkı esas itibarıyla bağışlayana aittir.
Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 297. maddesi, belirli koşullarda bu hakkın mirasçılar tarafından kullanılmasına imkân tanımaktadır.
Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendikten sonra bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer. Mirasçılar bu hakkı kalan süre içerisinde kullanabilir.
Bağışlayan sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçılar ölümünden başlayarak bir yıl içinde geri alma hakkını kullanabilir.
Ayrıca bağışlanan kişinin bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürmesi veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellemesi hâllerinde mirasçılar bakımından özel düzenleme bulunmaktadır.
Dolayısıyla mirasçılar, anne veya babanın yaptığı her bağışı sırf ölüm gerçekleştiği için geri alamaz.
Mirasçıların TBK 297 kapsamında geri alma hakkını kullanabilmesi için kanunda belirtilen koşulların bulunması gerekir.
Bağışlamanın geri alınması bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 297. maddesi önemlidir.
Bağışlayan, geri alma nedenini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde geri alma hakkını kullanabilir.
Mirasçıların bu hakkı kullanabilecekleri hâllerde de kanunda özel süreler öngörülmüştür.
Ancak bağış işlemi nedeniyle açılacak her davaya bu bir yıllık süre uygulanmaz.
Örneğin saklı pay ihlali nedeniyle açılacak tenkis davasında Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesindeki hak düşürücü süreler uygulanır.
Buna göre tenkis davası açma hakkı, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl; diğer tasarruflarda kural olarak mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmesiyle düşer.
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarının süre rejimi ise farklıdır.
Bu nedenle “bağış iptali davası kaç yıl içinde açılır?” sorusuna bütün uyuşmazlıklar bakımından geçerli tek bir süreyle cevap verilemez.
Mirasbırakanın sağlığında yaptığı bağışlama, saklı paylı mirasçıların kanunen korunan miras haklarını ihlal edebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 560. maddesine göre saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilir.
Ancak her bağışlama otomatik olarak tenkise tabi değildir.
Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesinde hangi sağlararası kazandırmaların tenkise tabi olduğu düzenlenmiştir.
Bu kapsamda mirasbırakanın ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yaptığı bağışlamalar ve saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacı açık olan kazandırmalar önem taşımaktadır.
Örneğin mirasbırakanın ölümünden beş yıl önce yaptığı bağışlama bakımından yalnızca bağışın varlığına dayanılması yeterli olmayabilir.
Bağışın kanunda belirtilen diğer tenkis nedenlerinden birine girip girmediği araştırılmalıdır.
Özellikle saklı pay kurallarını etkisiz bırakma amacı ileri sürülüyorsa bu iddianın somut delillerle desteklenmesi gerekir.
Mirasbırakanın sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmaların miras hesabında dikkate alınması, kazandırmanın hukuki niteliğine göre değişir.
Burada iki önemli kurum bulunmaktadır:
Mirasta denkleştirme: Bazı yasal mirasçıların sağlığında aldıkları karşılıksız kazandırmaların miras paylaşımında hesaba katılmasını sağlar.
Tenkis: Saklı payın ihlal edilmesi hâlinde kanunen tenkise tabi kazandırmaların azaltılmasını amaçlar.
Bu iki kurum birbirinden farklıdır.
Örneğin baba, sağlığında bir çocuğuna ev bağışlamış ve diğer çocuklarına herhangi bir taşınmaz devretmemiş olabilir.
Bu durumda bağışlanan evin denkleştirmeye tabi olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Ayrıca kazandırmanın saklı payı ihlal edip etmediği ve tenkise tabi bulunup bulunmadığı da incelenebilir.
Ancak her iki hukuki kurumun koşulları ve hesaplama yöntemleri aynı değildir.
Mirasta denkleştirme, mirasbırakanın sağlığında bazı yasal mirasçılarına yaptığı karşılıksız kazandırmaların miras paylaşımında dikkate alınmasını sağlayan hukuki kurumdur.
Türk Medeni Kanunu’nun 669 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Özellikle anne veya babanın çocuklarından birine ev, arsa, para veya kuruluş sermayesi vermesi durumunda gündeme gelebilir.
Örneğin baba, bir çocuğuna iş kurması için önemli miktarda para vermiş; diğer çocuklarına ise benzer bir kazandırmada bulunmamış olabilir.
Babanın ölümünden sonra bu kazandırmanın miras paylaşımında hesaba katılması gerekebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun 671. maddesi uyarınca denkleştirme yükümlüsü mirasçı, kanuni koşullar çerçevesinde aldığını aynen geri vermeyi veya değerini miras payına mahsup ettirmeyi seçebilir.
Bu nedenle mirasta denkleştirme her durumda bağışlanan taşınmazın tapusunun iptal edilmesi anlamına gelmez.
Mirasbırakanın taşınmazını gerçekte bağışlamak istediği hâlde tapuda satış göstermesi, muris muvazaası uyuşmazlıklarının temelini oluşturabilir.
Örneğin baba, taşınmazını çocuklarından birine gerçekte bedelsiz olarak devretmiş ancak tapuda satış işlemi gerçekleştirmiş olabilir.
Böyle bir durumda diğer mirasçılar, işlemin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürebilir.
Ancak tapuda gösterilen satış bedelinin düşük olması veya taşınmazın aile bireyine devredilmiş bulunması tek başına muvazaanın kesin kanıtı değildir.
Mirasbırakanın gerçek iradesi, devralanın ödeme gücü, taraflar arasındaki ilişki, satış bedelinin ödenip ödenmediği ve olayın bütün koşulları değerlendirilmelidir.
Burada özellikle şu ayrım önemlidir:
Tapuda açıkça bağış olarak yapılan işlem ile tapuda satış gösterilen gizli bağış aynı hukuki nitelikte değildir.
Açık bağışlamalarda kural olarak doğrudan muris muvazaası hükümlerine dayanılması yerine tenkis, denkleştirme veya başka geçersizlik nedenlerinin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
Yaşlı bir kişinin taşınmazını çocuklarından birine bağışlaması, tek başına işlemin geçersiz olduğu anlamına gelmez.
Ancak bağış işlemi sırasında kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı önemlidir.
Özellikle Alzheimer, demans veya kişinin zihinsel yetilerini etkileyen başka hastalıkların bulunduğu durumlarda bağış tarihindeki sağlık durumu araştırılmalıdır.
Bir kişinin ileri yaşta olması veya hastalık tanısı bulunması, yaptığı bütün hukuki işlemleri kendiliğinden geçersiz hâle getirmez.
Belirleyici olan, bağış işlemi sırasında kişinin yaptığı işlemin anlamını ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olup olmadığıdır.
Ehliyetsizlik iddiasında hastane kayıtları, uzman raporları ve gerektiğinde Adli Tıp Kurumu incelemeleri önem taşıyabilir.
Ayrıca bağışın aldatma, korkutma veya başka irade sakatlığı nedenleriyle gerçekleştirildiği ileri sürülüyorsa ilgili hükümler çerçevesinde ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.
Bağışlanan taşınmazın daha sonra üçüncü bir kişiye devredilmesi, açılacak davanın sonucunu etkileyebilir.
Özellikle tapu iptali ve tescil taleplerinde üçüncü kişinin iyi niyeti, tapu siciline güven ilkesi ve devir işlemlerinin niteliği önem taşımaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 1023 ve 1024. maddeleri, tapu siciline güvenerek ayni hak kazanan üçüncü kişilerin hukuki durumunun değerlendirilmesinde önemlidir.
Buna karşılık tenkis veya bağışlamanın geri alınması taleplerinde üçüncü kişiye yapılan devirlerin etkisi farklı hukuki kurallara tabi olabilir.
Dolayısıyla taşınmazın üçüncü kişiye satılması hâlinde her durumda tapunun geri alınabileceği veya hiçbir talepte bulunulamayacağı söylenemez.
Dava türüne göre ayni hak talepleri, parasal talepler ve sorumluluk koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.
Bağış işleminin hukuki niteliğinin belirlenmesi için öncelikle tapu kayıtları ve işlem belgeleri incelenmelidir.
Somut olayın özelliklerine göre şu deliller önem taşıyabilir:
Özellikle muris muvazaası iddiasında mirasbırakanın gerçek iradesinin araştırılması gerekir.
Tenkis davasında ise terekenin kapsamı ve saklı pay hesabı önemlidir.
Denkleştirme uyuşmazlıklarında kazandırmanın karşılıksız olup olmadığı ve miras payına mahsuben yapılıp yapılmadığı incelenmelidir.
Bağış işlemine konu taşınmazın üçüncü kişilere devredilmesi ihtimali bulunan uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir talep edilmesi gündeme gelebilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve devamı maddelerine göre ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için kanuni koşulların bulunması gerekir.
Özellikle dava konusu taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıklarda, taşınmazın devrinin önlenmesine yönelik tedbir talebi değerlendirilebilir.
Ancak yalnızca parasal talep içeren davalarda aynı hukuki koruma yolunun otomatik olarak uygulanacağı düşünülmemelidir.
Tedbir talebinin niteliği, dava konusu hak ve somut tehlike birlikte değerlendirilmelidir.
Bağış işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklarda görevli ve yetkili mahkeme, açılacak davanın hukuki niteliğine göre belirlenir.
Örneğin muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak asliye hukuk mahkemesi görevlidir ve taşınmazın aynına ilişkin kesin yetki kuralları önem taşır.
Tenkis davalarında ise Türk Medeni Kanunu’nun 576. maddesi uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
Bağışlamanın geri alınmasına dayalı taleplerde ise uyuşmazlığın konusu, talep sonucu ve genel görev-yetki kuralları değerlendirilmelidir.
Bu nedenle her bağış iptali davasının aynı mahkemede açılması gerektiği düşüncesi doğru değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2010 tarihli, 2010/1-360 E., 2010/372 K. sayılı kararı, bağış yoluyla yapılan taşınmaz devrinin tenkise konu edilmesi bakımından önemlidir.
Karara konu uyuşmazlıkta mirasbırakanın taşınmazlarının çıplak mülkiyetini bağış yoluyla devrettiği ve mirasçıların saklı paylarının ihlal edildiği iddiasıyla tenkis talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay incelemesinde, yalnızca dava konusu taşınmazların değerlendirilmesiyle yetinilmemesi; mirasbırakanın diğer malvarlığı ve kazandırmalarına ilişkin hususların da araştırılması gerektiği üzerinde durulmuştur.
Bu karar, bağış nedeniyle açılan tenkis davalarında terekenin eksiksiz araştırılmasının önemini göstermektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 07.07.2010, 2010/1-360 E., 2010/372 K.
Bu içtihat doğrultusunda bağışın saklı payı ihlal edip etmediğinin belirlenebilmesi için mirasbırakanın malvarlığı, tenkise tabi kazandırmalar ve mirasçıların saklı paylarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bağışlamanın geri alınması, muris muvazaası, tenkis ve denkleştirme birbirinden farklı hukuki kurumlardır.
Bağışlamanın geri alınması: Bağışlayanın kanunda belirtilen sebeplerle bağışlamayı geri almasını sağlar.
Muris muvazaası: Gerçek iradeyi gizleyen ve mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyan görünürdeki işlemin geçersizliğine dayanır.
Tenkis: Saklı payı ihlal eden ve kanunen tenkise tabi kazandırmaların azaltılmasını amaçlar.
Denkleştirme: Yasal mirasçılara yapılan belirli karşılıksız kazandırmaların miras paylaşımında hesaba katılmasını sağlar.
Bu hukuki kurumların karıştırılması, yanlış dava açılmasına ve hak kaybına neden olabilir.
Her bağışı geçersiz saymak: Mirasbırakanın sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırmaların tamamı iptal edilemez.
Bağış ile satış işlemini karıştırmak: Tapuda açık bağış olarak yapılan işlem ile satış görünümündeki gizli bağış farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.
Saklı pay hesabı yapmamak: Tenkis davasında terekenin kapsamı ve saklı pay ihlali araştırılmalıdır.
Denkleştirme hükümlerini göz ardı etmek: Özellikle altsoya yapılan kazandırmalar bakımından denkleştirme hükümleri önem taşır.
Yanlış süreyi uygulamak: TBK 297 kapsamında bağışlamanın geri alınması ile TMK 571 kapsamında tenkis davasının süreleri farklıdır.
Bağışlayanın kişisel hakkı ile mirasçıların haklarını karıştırmak: Mirasçılar, bağışlayanın sahip olduğu bütün geri alma haklarını koşulsuz olarak kullanamaz.
Bağışın niteliğine göre tenkis veya mirasta denkleştirme hükümleri uygulanabilir. İşlem sırasında ehliyetsizlik veya başka geçersizlik nedenleri varsa bunlar da ayrıca değerlendirilebilir.
Mirasbırakan sağlığında bağışlama yapabilir. Ancak bu kazandırmaların saklı payı ihlal etmesi veya denkleştirmeye tabi olması durumunda ölümünden sonra mirasçılar tarafından hukuki talepler ileri sürülebilir.
Süre, davanın hukuki nedenine göre değişir. Bağışlamanın geri alınması, tenkis ve geçersizliğe dayalı tapu iptali talepleri aynı sürelere tabi değildir.
Bağışın mirasta denkleştirmeye tabi olması hâlinde kazandırmanın miras payına mahsup edilmesi gündeme gelebilir. Ancak her bağış otomatik olarak denkleştirmeye tabi değildir.
Evet, koşulları varsa mirasçılar tenkis, denkleştirme veya başka hukuki taleplerde bulunabilir. TBK kapsamında bağışlamanın geri alınması hakkının mirasçılar tarafından kullanılması ise kanunda belirtilen özel koşullara bağlıdır.
Sırf bakım göstermemek her durumda geri alma nedeni değildir. Ancak bağışlanan kişinin kanundan doğan önemli yükümlülüklerini ciddi biçimde ihlal etmesi veya yüklemeli bağışlamada yüklemeyi haklı neden olmadan yerine getirmemesi durumunda TBK 295 hükümleri değerlendirilebilir.
Gerçekte bağış olan işlemin tapuda satış gösterilmesi ve muris muvazaasının diğer koşullarının bulunması hâlinde tapu iptali ve tescil davası gündeme gelebilir.
Kural olarak avukatla temsil zorunlu değildir. Ancak dava türünün belirlenmesi, delillerin toplanması ve sürelerin değerlendirilmesi teknik hukuki inceleme gerektirir.
Anne veya babanın sağlığında çocuklarından birine ya da üçüncü kişilere yaptığı bağışlamalar, ölümünden sonra miras uyuşmazlıklarına konu olabilir.
Ancak yapılan her bağışlamanın iptal edilmesi mümkün değildir.
Bağışlamanın geri alınması, saklı pay ihlali nedeniyle tenkis, mirasta denkleştirme ve muris muvazaasına dayalı tapu iptali davaları farklı hukuki koşullara dayanır.
Bu nedenle öncelikle bağış işleminin gerçek niteliği, yapıldığı tarih, mirasbırakanın iradesi ve mirasçıların hukuki durumu araştırılmalıdır.
Özellikle anne veya babanın bütün taşınmazlarını tek bir çocuğuna devrettiği uyuşmazlıklarda, yalnızca tapu kayıtları üzerinden değerlendirme yapılması yeterli olmayabilir.
Terekenin kapsamı, önceki kazandırmalar, saklı paylar ve denkleştirme hükümleri birlikte incelenmelidir.
Aydın, Efeler, Nazilli, Söke, Kuşadası, Didim ve çevre ilçelerde bağış iptali, mirastan mal kaçırma, saklı pay ihlali, tenkis ve mirasta denkleştirme uyuşmazlıklarında doğru hukuki yolun belirlenmesi, mirasçıların haklarının korunması bakımından önem taşımaktadır.
Av. Orçun Akbulut
Akbulut Hukuk Bürosu – Aydın
Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bağış işlemlerinin geçerliliği ve mirasçıların dava hakları, her olayın somut özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Uzman avukat kadromuz tarafından hazırlanmış bu makale, hukuki bilgilendirme amaçlı yazılmış olup hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır.
Miras Hukuku
Miras Hukuku
Miras Hukuku
Miras hukuku ve veraset davaları konusunda uzman avukatlarımızla ön görüşme yapabilirsiniz.
Hemen İletişime Geçin